• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 20:31
  Adana Haber
Yüzbaşı Murat Eren'e özgürlüğünü verin artık

FETÖ'nün 10 yıl önce şerefsizce sahnelediği bu kumpasa son verin,  

Hakimler… Savcılar… AYM Üyeleri…
Vicdanı olan herkes bitirsin bu oyunu!

***

Takvim yapraklarının 30 Mayıs 2006'yı gösterdiği gece yarısı polisler Murat Eren’in evine gitti. Kurallara göre bunu ancak Merkez Komutanlığı'ndan bir yetkiliyle beraber yapabilirlerdi çünkü O bir Türk Silahlı Kuvvetleri mensubuydu, ama umursamadılar.

Kara Pilot Yüzbaşı Murat Eren'in polisler tarafından evi basıldığında O'nun asker ama aynı zamanda bir baba olduğunu önemsemediler bile.
Murat Yüzbaşı ilköğretim yaşındaki iki çocuğuna yataklarından çıkmamalarını söylemişti.
Büşra yıllar sonra üniversite çağına geldiğinde bile kendisini ve kardeşi Burak’ı kedi gibi enselerinden tutup kaldıran polisin yüzünü unutmadığını söyleyecekti.
Polisler babalarını, daha bir ay önce aldığı bilgisayarını ve harici hard diskini alıp gittiler.
Yine imaj filan alınmadı.
Bu suçtu, kanunda yazanın tam tersiydi, ama bir ülkeyi karanlığa itecek kumpas zincirinin başlaması için elzemdi. Bunu bilerek yaptılar.
Prof. Dr. Cem Say Odatv.com'daki yazısında o geceyi böyle anlatıyordu.
Yarın bu yazının tamamını paylaşacağız sizlerle.
Bilerek yaptılar diyordu Cem Say,
Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri'ni toplum önünde küçük düşürmeye, Türk askerini, koruduğu ve uğrunda canını vereceği kendi vatanlarında zindanlarda tutsak etmeye karar vermiş bir yapı durdurulması yıllar sürecek bir operasyon için düğmeye basmıştı.
Bugün devletin en yetkili isimleri tarafından "terör örgütü" ilan edilen FETÖ/PDY'nin o günlerde devleti ele geçirme adına attıkları ilk adımın kurbanı oluyordu Yüzbaşı Murat Eren.
Sonrasında Poyrazköy'de bombalar, silahlar yakalanacak.
Yargıtay saldırısı gerçekleşecek,
Ergenekon kumpası start alacaktı.
Ardından Balyoz, Askeri Casusluk yalanları gerçekmiş gibi anlatılacak bu ülkenin yetiştirdiği yüzlerce komutan, yazar, akademisyen ve gazeteci kumpaslar sonucu zindarlarda tutsak edilecekti.
Bütün bu şerefsizlikleri tek bir merkez yönetecek, operasyonlar yargı ve polisin içerisinde güç kazanmış  Fethullah’ın tetikçileri tarafından gerçekleştirilecekti.
Dünyanın en saygın orduları arasında ilk sıralarda gösterilen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin itibarı bu yöntemlerle bitirilecek, ordu içerisinde kafalarına uygun yeni bir kadrolaşma operasyonu hayata geçirelecekti.
Çünkü Dünya’nın süper güçleri özellikle Ortadoğu’daki emellerine rahatça ulaşabilmek için engel gördükleri Türk ordusunu bir şekilde pasifize etmiş olacaklardı.
İşte bu amaca ulaşmak için kullanacakları en iyi hain yıllardır el üstünde tutup besledikleri Fethullah'ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin içinde önemli makamlara getirilen tetikçileriydi.
Yargının içerisinde güçlenmiş Zekeriya Öz ve ekibi gibi hakim ve savcılar ile Emniyet içerisinde her şeyi kontrol altına almış Ali Fuat Yılmazer gibi hainlerle bu operasyonlar çok kolay hayata geçiriliyordu.
Hele bir de medya içerisindeki şerefsiz tetikçileriyle kamuoyu üzerinde istedikleri algıyı yaratabilme başarısını göstermişlerdi.
Yıllar sürecek bir şerefsizlik kumpası işte o gün; 30 Mayıs 2006 gecesi Yüzbaşı Murat Eren'in evinin basılmasıyla başlatılmıştı.
İftira, yalan kısacası aşağılık her yöntemin denendiği bir kumpasın ilk kurbanıydı Murat Yüzbaşı.
Sonrası daha büyük acıları getirdi;
Kararan hayatlar, sonu ölümle biten hastalıklar, intiharlar!
Kaybolan yaşamlar!
Babalarına hasret cezaevi ziyaretlerinde büyümek zorunda bırakılan çocuklar,
Hangi birini sayalım acıların.
Aşağılık kumpasların kurbanlarından hangisini anlatalım.
Kuddisi Okkır'ı mı?
Ali Tatar'ı mı?
Murat Özeanlp albayımın minik kızı Duru'nun gözleri önünde, cezaevi avlusunda yaşama veda edişini mi yoksa, Cem Aziz Çakmak'ın ölümünü mü?
2006'dan 2016'ya…
Aşağılıkça sergilenen bir büyük linç girişiminin sahnelendiği 10 yıldan bahsediyoruz.
10 yıllık bir süreçten bahsedince, Cumhuriyetin 10. yılında bestelenen ve bugün hala gür bir sesle haykırdığımız marşımız geldi aklıma; 10. yıl marşı.
Hani bazı karanlık beyinlerin yasaklamak istediği, duymaktan korkup titrediği 10. yıl marşımız.
Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Ana yurdu dört baştan.
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri…
Kumpaslar, şerefsizce atılan iftiralar, adice üretilen sahte deliller, utanmadan, sıkılmadan konuşturdukları ve itibar ettikleri gizli tanık beyanları ve adına mahkeme denilen Silivri kumpanyaları!
10 yılın sonunda hepsi çöktü
tıpkı onuncu yıl marşında hep bir ağızdan seslendirdiğimiz gibi haykırdı komutanlarımız, yazarlarımız, bilim insanlarımız;
çıktık açık alınla on yılda her savaştan!
Bu aşağılıkça sahnelenen kumpas savaşından Murat Eren yüzbaşı dışında herkes çıktı açık alınla!
O kumpasların ilk mağduruydu
10 yılın sonunda hala mahkum.
Her mağdurun hakkını iade eden Anayasa Mahkamesi Yüzbaşı Murat Eren konusunda maalesef suskun!
Murat Eren'e kumpas kuranlar ya tutuklu ya firar ama o hala mahkum.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin vicdanına dokunmak gerekiyor.
Onlara da birer baba olduklarını hatırlatmak.
Ve daha önemlisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binalı Yıldırım'ın vicdanlarına seslenmek gerekiyor.
14 yıllık AK Parti iktidarının affedilemeyecek günahı ne diye sorsanız işte bu kumpasları gösteririm.
Fethullahçı terör örgütünün yargı ve polis içerisindeki en aktif en güçlü isimleri tarafından sahnelenen kumpasların sonuçlanmayan ilk ve tek davasına Yüzbaşı Murat Eren davasına dikkat çekmek istiyoruz.
Murat Eren hakkında yazılanları, dava süreçlerini paylaşacağız sizlerle,
Çocuklardan gelen mektupları
Vatanseverlerin duygularına yer vereceğiz sayfalarımızda.
Taa ki vicdanlar harekete geçene kadar.
Bazıları kaybolan vicdanlarını bulana kadar
Adaleti bulduğumuz güne kadar Yüzbaşı Murat Eren özgürlükle tanışana kadar yazacağız.
Baba Hikmet Eren'in evlat hasreti, Büşra ve Burak'ın baba hasreti dinene kadar!
Hande Eren minik kızı Beren'le bir sohbetini paylaşmış sosyal medya hesabında;
Okuyun bakalım
herkes okusun
aşağıdaki satırları okuyunca belki buluruz kaybolan vicdanları
belki duyarız yeryüzünün en güçlü çığlığını;
"Bil bakalım bugün bize kim gelecek dediğimde,
sürpriz bir yere gidiyoruz dediğimde,
bu elbiseyi sana kim almıştı dediğimde,
rüyanda ne görmek istersin dediğimde hep aynı cevabı aldığım bir Kızım var...
Cevap hep aynı; BABAMMM!"

Rıfat SÖYLEMEZ


köf7
Yorumlar (1)
    Google