BEŞ NUMARA: E.MU.YARBAY YÜCEL ÇİPLİ…
Kara Harp Okulu 1978 yılında Muhabere teğmen olarak mezun oldu… Son derece başarılı bir subaydı… Okuyan, sorgulayan, soruşturan…
Yarbay rütbesindeyken ODTÜ’de Kara Kuvvetleri nam ve hesabına Yüksek Lisans eğitimine seçildi… Birlik komutanı “Yarbay rütbesindeki adamın yüksek lisans ile ne işi olur” dediği için düşünmeksizin GES Komutanlığı'ndan emekliliğini isteyip ayrıldı ve yüksek lisansını tamamladı...
Özel çağrı ile TÜBİTAK “Bilgem Güvenlik Müdürü” olarak işe başladı ve tam 11 yıl başarıyla yürüttü bu görevi... Özellikle “Bilgi Güvenliği” ve “Sinyal Analiz Uzmanlığı” ihtisas alanıydı...
Bir de "Power hattı üzerinden böcek dinleme" isimli Jandarma'nın ihtiyaçları için yapılan bir proje ile, Silahlı Kuvvetler için yürütülen Vetesis 1.1 adlı “Böcek ve benzeri cihazların” tespitini sağlayan projelerde görev aldı… Tam o dönemlerde yine TÜBİTAK, yine Türk mühendislik başarısı olan kriptolu telefon projesi olan MİLCEP üzerine sıkı bir çalışma başlatmıştı…
Onun görev yaptığı dönemde TÜBİTAK’ta kapılardan odalara herkes ve her şey biyometrik okuyucularla ve kamera destekli sistemlerle emniyet ve kontrol altına alındı… Tesislerde nerede ise kuş uçmuyordu…
Tabii bu durum birilerinin işine gelmedi… Davanın diğer adı “casusluk” olunca TÜBİTAK ele geçirilmeli, Yücel ÇİPLİ bertaraf edilmeliydi…
O kadar hassas ve titizdi ki kendisine gelen bir ihbarı dakika bekletmeksizin MİT Bölge Başkanlığı’na raporlamıştı… Talihin garip cilvesi bu olay ile “İstanbul Askeri Casusluk” davasına dijital olarak monte edildi… Böylece tarihe kendisini MİT’e ihbar eden casus olarak geçti… Komikti…
Yargılama aşamasında Mahkeme, bu ihbarla ilgili yaptığı tüm işlemleri belgelemesine, hatta kendisinin talebi ile gönderilen TÜBİTAK’ın “Üst veri bilgilerinde geçen zaman ve kullanıcı adı bilgileri gerçek zaman ve kişiler ile doğrudan ilişkilendirilemez” içerikli raporunun savcılıkça avukatlardan saklanarak sümen altı edilmiş olmasına rağmen Yücel’i 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı… Seyfettin de olduğu gibi nedense sanık lehine olan tüm deliller bir şekilde bizlerden saklıyordu…
Yücel’in tasfiyesiyle, TÜBİTAK kriptolu telefon şifrelerinin bile kolaylıkla güvenlikten çıkarılabildiği ve devlet büyüklerinin yasal olmayan bir şekilde dinlenebildiği bir kurum haline dönüştü…
Yücel de devletin çıkarlarını, dış devletlere olan bağımlılığı ortadan kaldıracak milli projeleri, TÜBİTAK’ı korumasına rağmen kumpasçılardan kendini koruyamamıştı…
PEKİ AMA “ADALET”…
Trajikomik demiştim… Bu birbirini tanımayan, birbiri ile hiçbir teknik ve fiziki takibi, ne kendi aralarında ne de sözde hücrelerindeki örgüt üyeleriyle tek bir iletişimi olmayan, alanlarında son derece başarılı en az bir yabancı dil bilen, yüksek lisans sahibi ve hepsi sınıfının, mesleğinin önde gelen beş subayından bir örgüt yarattılar...
Bu beş kişi sözde General-Amirallere komuta ederek Yüksek Askeri Şura kararlarını etkilemiş, şantaj, fuhuş ve casusluk yapmış... İşin ilginç yanı kendilerine ilaç niyetine tek bir kuruş maddi yada manevi menfaat temin etmek akıllarına gelmemiş…
Kumpasçılara karşı kendilerini koruyamayan 56 sanık kendilerini “adaletin” koruyacağını sandılar…
Peki ne oldu… Yerel mahkeme bu 5 kişiye “örgüt yöneticiliğinden” değil “örgüt üyeliğinden” ceza verdi...
Ama Yargıtay 9. Ceza Dairesi “yöneticisiz örgüt olmaz burada örgüt yok” diyeceğine “yöneticisiz örgüt olamaz BUNLARIN HEPSİ YÖNETİCİ” dedi ve hepsini terfi ettirerek daha fazla ceza almaları gerektiğini karara bağladı…
Onlarca çelişkiye, yanlışa, kumpasa ve dijitallerle ilgili bilirkişi raporu bile olmamasına rağmen bu kişiler diğer 38 kişi gibi mahkum edildiler...
Devleti korudular, devletin ve milletin menfaatlerini korudular, vatan topraklarını korudular, gemilerini, personellerini korudular, TÜBİTAK’ı korudular, hastalarını, anne karnındaki bebekleri korudular ama kendilerini bu iğrenç ve hain tuzağa, kumpasa karşı KORUYAMADILAR…
Önce kumpasçılara, sonra İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin sözde “adaletine” karşı kendilerini hiç mi hiç KORUYAMADILAR…
Aslında fazla söze gerek yok… Görünen o ki “adalete” karşı kendini koruyamayan bu 5 sözde örgüt yöneticisi ve 38 örgüt üyesi için son söz Anayasa Mahkemesi’nde…
Umudumuz, bu mağdur ve mağrurların hak ve onurlarını Anayasa Mahkemesinin gecikmesizin korumasıdır.











