ÜÇ NUMARA: DZ.TABİP BİNBAŞI ZEKİ MESTEN…
Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde Deniz Kuvvetleri nam ve hesabına okuyup Dz. Tabip Teğmen olarak mezun oldu… İhtisasını kadın doğum üzerine yaptı... Bir yandan ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalar yaparken bir yandan gece gündüz demeden doğumlara koşup hayat kurtarıyordu…
Gölcük Askeri Hastanesi’nde tek kadın doğum uzmanıydı Tabip Binbaşı Zeki MESTEN... Yani yüzlerce subay astsubay eşlerini, doğmamış bebeklerini ona emanet etmişti… Gölcük’te ayrıca kendi özel muayenehanesi vardı, levhasında cep telefonunun yazılı olduğu…
Hastasının eşi ile yaptığı hasta ve doktor ilişkisi kapsamındaki mesleki telefon görüşmeleri dosyaya suç delili olarak konuldu, soruşturma geçirdi, hakkında takipsizlik kararı verildi ama kumpasçılar onun peşini bırakmadı… İşin ilginç yanı o hastanın eşi olan Pilot Yzb. Özcan ERDEMİR’i de “casus” yapıp dosyanın sanığı yaptılar…
Kurgulayanlar öyle aşağılıkça ona saldırdılar ki, sözde bir hastasını muayene ederken kendisinden geçen hastasının görüntülerini kaydettiği iddia edildi… Ne doktorun ne çekenin ne çekilenin görülmediği bir video basına servis edildi… Yargılama esnasında bu görüntülerin Zeki ile uzak yakın hiçbir ilgisinin olmadığı, Amerika’da çekilen bir video olduğu ortaya çıktı... Lekelendiği ile kaldı Zeki…
Zeki’nin eşi Donanmada memur olduğu halde dijitallerde avukat olarak yazıldı, ona dosya yönlendirilmesi istendi, hatta daha da komiği eşi Ayşe’nin Zeki’nin 15 aydır tutuklu olduğundan bile haberi yoktu… Ve Ayşe, İzmir Dosyası’nın potansiyel örgüt üyesi olarak buldu kendini tam 2 yıl sonra… Her zaman olduğu gibi dijital olarak…
Bu arada babası bu üzüntüye dayanamadı vefat etti Zeki’nin… Cezaevinden özel izinle çıkıp son görevini yerine getirdi… Bu kadar çelişkiye rağmen Mahkeme heyeti ne mi yaptı… Tabii ki hiçbir şey… Zeki’yi dijitallerden 15 yıl hapse mahkum etti…
Anlaşılan Hipokrat yemini ile hastalarını, anne karnındaki bebekleri kurtarmaya ve korumaya yemin etmiş Zeki de kumpasçılardan kendini koruyamamıştı…
DÖRT NUMARA: E.DZ.YARBAY SEYFETTİN ALEVCAN…
Deniz Kuvvetlerine daha 14 yaşında adımını attı… Çiğli Hava Üssünde pilotaj eğitimi alarak Deniz Kuvvetlerinde pilot olarak göreve başladı… Pilotluk yaparken aynı zamanda Cengiz Topel Hava Üssü’nün kritik görevi olan istihbarat şube müdürlüğü görevini yürüttü...
Havelsan’nın “Deniz Karakol Uçağı Temin” projesinde görev alması teklif edilince düşünmeden kabul etti ve 2005 yılında Yarbay rütbesindeyken kendi isteği ile emekli oldu…
Bu olaylar başına geldiğinde Deniz Savaş Sistemleri Grubu Meltem 2 projesinde çalışıyordu… Bir görevi de eğitim vermek ve sınav sorularını düzenlemekti… Yine sınav sorusu hazırlama ve başa gelenler…
İşinde çok titiz ve araştırmacıydı… Bir gün uçakları park noktasından hangara çekmeğe yarayan aparatın Amerika’dan yüz binlerce dolara alındığını öğrenince, “biz bunu daha ucuza yaparız” diyerek çalışmalara başladı… Aynı aparatı çok cüzi bir miktara Türk mühendislik imkanlarıyla ekipçe yapmayı başardılar...
Ne olduysa bundan sonra oldu... Önce sözde “İstanbul Askeri Casusluk” davasına dahil ettiler, yetmedi doymadılar, Balyoz Dava’sından da 16 yıl hapis cezasını uygun gördüler kumpasçılar…
Ne de olsa birilerinin tekerine çomak sokmuştu… O’nun yokluğunda yapılan aramada Harp Okulu mezunu sınıf arkadaşlarıyla ünlü Köşebaşı kebapçısında yapacakları eşli yemekli toplantı için hazırladığı oturma planı bile dosyaya örgütsel doküman olarak girdi…
Bununla da kalınmadı… Terfi ederek amiral olan arkadaşı Şafak YÜREKLİ’yi tebrik etmek için yaptığı telefon görüşmesi bile suç unsuru olarak kabul edildi… Doğal olarak Amiral Şafak YÜREKLİ de sanık ve mahkum oldu… Sonuç; Seyfettin, malum dijitallerden 15 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası aldı…
Görünen o ki devletin, milletin çıkarlarını ve parasını koruyan Seyfettin de kumpasçılardan kendini koruyamamıştı...











