Daha 1 yıl önce kaybettik Özgecan'ımızı. Okul çıkışı evine gitmek için bindiği minübüsün şoförü ve arkadaşı tarafından tecavüz edildikten sonra vahşice katledilmiş, cesedi yakılarak bir dere kenarına atılmıştı. Gazeteci Pelin Öker Özgecan'ın ardından kaleme aldı bu yazıyı. Aradan 1 yıl geçti. Peki ama ne değişti? 1 yıl önce Özgecan'ımızı, dün de Türkan'ınımızı kurban verdik erkek terörüne.
Kadınsan her daim şiddete hazırlıklı olacaksın arkadaş... Şiddetin her türüne üstelik...
Özgecan meleği acımasızca katledildi. Yakılmaya çalışılan bedeninden sıçrayan ateş ailesinin yüreğini dağladı, hepimiz kor olduk, için için yanmaya devam ediyoruz. Bir can daha yitirince yeniden düşünür olduk. Kim bilir bu ne kadar sürecek?
Susma, sustukça sıra sana gelecek diyorlar ya… Şimdiye kadar sustuklarını anlatan kadınlar bu durumda bile yaşadıklarının acaba yüzde kaçını anlatabiliyor özgürce? Hayatının herhangi bir döneminde hiç tacize uğramadığını söyleyebilen var mı aramızda? Evet evet, o bilinç altımızın en gerilerine süpürdüklerimizden bahsediyorum…
Son birkaç gündür ergenlik çağındaki kızımla konuşmalarımız hep alabileceği tedbirler üzerine… Hep uyanık olacak, hep sorgulayacak, kendini tedirgin hissettiği ortamdan hemen uzaklaşacak, telefonu acil aramaya hazır olacak… Çünkü ne yazık ki böyle, kadınsan şiddete hazırlıklı olacaksın arkadaş...
Şiddetten kastımız çoğu zaman fiziksel şiddet, ama yüzümüze tokat gibi çarpan bir gerçek daha var ki psikolojik şiddetin en büyüğüne maruz kalan yine kadınlar… Üstelik bunun eğitim düzeyiyle falan da alakası yok.
Bugün eşi/sevgilisi/babası/ağabeyi tarafından dövülmediği için şükreden (ama yarınının garantisi olmayan) binlerce kadın varken, ‘bu psikopatça davranışlara maruz kalmasaydım da iki tokat yeseydim’ diye içinden geçiren birçok kadın var tanıdığım…
Kadınsan şiddetin her türlüsüne hazır olacaksın arkadaş…
Sokakta yürürken sözle-elle-görüntüyle tacize uğrayabilirsin.
Telefonla aranıp rahatsız edilebilir, ahlaksız mesajlara maruz kalabilirsin.
Eteğinin boyuna, sürdüğün rujun rengine, dekoltene herkes karışabilir, laf atabilir, sonu tacize/tecavüze varabilir. Ve tacize uğradığında bile o an üzerindeki kıyafet sorgulanır, sapığa haddini bildirmekten önce...
Hayatının her döneminde yakınındaki bir erkek tarafından bir şeylerle tehdit edilebilirsin. Babandır okutmam der, ağabeyindir bacaklarını kırarım der, kocandır kapının önüne koyarım der, patronundur kovarım der... Döverim der, elinden alırım der, sokağa bile çıkartmam der, çalıştırmam der, görüştürmem der, giydirmem der, sürdürmem der, der de der… Parayla, özgürlüğünle, evlatlarınla, onurunla, şiddetle sınanırsın.
Hele de toplumda yalnız kadın imajın varsa 'nasıl olsa potansiyel vardır' gözüyle bakılıp, aklına bile getiremeyeceğin teklifler alabilirsin.
Ama aynı zamanda da rahibe gibi yaşaman beklenir, flört etmek/aşık olmak/ilişki yaşamak falan eğer sonunda evlilik yoksa hiç hoş görülmez.
Herkes senin hayatınla ilgili söz söyleme hakkına sahiptir de bir sen değilsindir. Kendilerinde bu hakkı hep görürler. Hesap soranın çok olur. Sen kadınsındır çünkü...
Bazen hayatından çıkarmak da yetmez. Gazetelerin üçüncü sayfaları eski koca/sevgili cinayetleriyle dolu… Bir de ‘aile şerefi/namusu’ ile ilgili olanlar var tabii; namusu iki bacak arasında arayan namussuz beyinlilerin ürettiği…
Kadınsan işin zor arkadaş, örümcek bağlamış zihniyetlerle savaşacaksın ömür boyu... İşte bu yüzden önce kendine inanacaksın! İnan, çünkü gücünü kendinden alacaksın… Korkup sinmeyeceksin… Birlik olacaksın bir de, sesini çıkartacaksın, o en gerilere attıklarını ortaya döküp hesap soracaksın…
Yalnız değilsin unutma…











