Gazeteciliğin gündem oluşturmak ve yönlendirmek için kullanıldığına hep şahit olmuşuzdur. Dünya'da da ülkemizde de sayısız örnekleri vardır.
Ancak son yıllarda bazı kesimlerin medyaya neden bu kadar yöneldiğini anlamak için gazetecilik faaliyeti adıyla yapılan infazlara bakmak lazım.
Türkiye en yalın, en açık şekilde bu infazları "Ergenekon" denilen F Tipi yapının kumpas davalarında yaşadı.
Bugün hükümet yetkililerinin, Ergenekon mağdurlarının ve kamuoyunun büyük bir kesiminin "Kumpas" noktasında ikna olması ise zorlu bir sürecin ardından yaşandı.
Bugün başka bir partide olan dönemin Ak Parti Adana Milletvekilleri'nden biri, binlerce sayfalık Ergenekon iddianamesini okuduğunu ve yazılanların doğru olduğunu(!) iddia etmişti.
Sözlerinin sonunda da, "Aslında bu operasyonu bir gazete yapıyor" diyerek o günün Taraf'ını övmüştü.
Taraf'ın kimler tarafından çıkarıldığı, nasıl finanse edildiği, işi bitince ne hale geldiğini tarih gösterdi.
İleride muhtemelen çok daha fazla detayı da öğrenmiş olacağız.
Milletin bu oyunları gördükten sonra bir daha böylesi kumpaslara aldanmayacağını düşünmeye başladık.
Ancak huylu huyundan vazgeçer mi?
Kumpastan başka amacı olmayanın varlık gerekçesi ne?
Şimdi Adana'dan mini bir Taraf çıkarmaya çalışıyorlar?
Birebir o kadar örtüşüyor ki...
Özellikle gazeteciler benzerlikleri üst üste koyup bir değerlendirsinler.
Sahibi, çıkış yöntemi, kapanmak üzereyken yandan sağlanan ekonomik olanaklar ve istenen her manşetin pervasızca attırılabilmesini bir düşünün bakalım.
Benziyor mu, benzemiyor mu?
Tıpkısının aynısı değil mi?
Peki kimin işiydi bu kumpaslar?
Kim bu konuda her türlü tedrisattan geçirilip memlekete salınmıştı?
Şıp diye anladınız değil mi?
Çırpındıkça batıyorlar.
Durmadan kendilerini ele veriyorlar.
Sıkıştıkça çıldırıyor, çıldırdıkça dozu biraz daha yükseltiyorlar.
Yalanı ve iftirayı daha büyük yalan, daha büyük iftira ile tutturmaya çalışıyorlar.
Şimdi deşifre olmamış bağlantıları da ortaya çıktı.
Biri teşvik etmiş, biri kurdurmuş, biri para kaynağı oluşturmuş, biri yazdırmış, biri bastırmış, biri dağıttırmış, biri propagandasını yapmış.
Duyanlar önce kulaklarına inanamadı, sonra dalga geçmeye başladı.
Bu güruhun gerçek yüzünü bilmeyenler de şaşırdı. Ben de hala şaşıranlara şaşıyorum.
"O kadar da değil" diyebileceğiniz ne varsa bu güruhtan bekleyin. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.
Şimdi mesele bu tehlikenin en kılcal damarlara kadar nasıl girdiğini görüp ona göre davranmakta.
Maşayı tutan elleri bulmak ve kırmakta.
Bulunmalı ve kırılmalı ki, uyuyan diğer hücreleri de gözlerini açmaya cesaret edemesin gidip adalete teslim olsunlar.











