Doruk Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma Tekbaş'ın bu haftaki konuğu Kamu-Sen Genel Başkanı ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk oldu. İsmail Koncuk, atanamayan öğretmenlerden, eğitimdeki sorunlara, 4/C’lilerin durumundan, işçi, memur emeklisi ve çalışanların enflasyona yenik düşmesine kadar bir çok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Öğretmen açığının ücretli öğretmenler atanarak kapanmaya çalışıldığına dikkat çeken Koncuk, “Atama bekleyen yüzbinlerce öğretmen ve bunun yanında 100 bine yakın öğretmen açığı olmasına rağmen devletin kadrolu öğretmen istihdamı yapmak yerine, ücretli öğretmen çalıştırması, öğretmenlik ehliyeti olmayan ön lisans mezunlarının derslere ücretli öğretmen olarak girmesi eğitimimizi yüzyıl geriye götüren bir uygulamadır. Hal böyle olunca okullarımızda verim ve kalite düşmektedir” dedi.
2015 yılının 1 Mayıs'ında Adana'daydınız. İlk defa bir sendika başkanı, bütün sendika başkanlarını Adana’da yürüterek bir ilke imza attı. Adana’yı ön plana çıkardı? Bundaki amacınız neydi?
İsmail Koncuk: Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs “Emek ve Dayanışma Bayramını” ülkemizin en büyük şehirlerinden birisi olan Adana’da kutladık. 1 Mayıs denildiğinde İstanbul’un, Taksim’in, çatışmanın ve şiddetin akıllara gelmesini istemiyoruz. 1 Mayıs Taksim’den ibaret değildir. 1 Mayıslarda çalışanlar adına olumlu bir sonuç alınacaksa bunun Taksim meydanında yapılacak bir gösteri üzerine yoğunlaşan kavga ve tartışma ortamında alınmasının imkanı olmadığını, bu ülkenin yedi iklim, dört mevsim çalışanların sorunları bulunduğunu ortaya koymak için, çalışma hayatında yaşanan sorunları da gündeme taşımak için, 1 Mayıs’ı Adana’da kutladık.
Adanalı çalışanlarımızın bizlere gösterdiği teveccüh ve Türkiye Kamu-Sen’in en çok örgütlendiği illerin başında gelmesi bizim için Adana’yı daha önemli ve anlamlı bir hale getirmiştir. Adana’da yaptığımız bu kutlama ülke genelinde de ses getirmiş ve adına yaraşır bir 1 Mayıs kutlaması olmuştur.
Türkiye Kamu-sen Genel Başkanı olarak 4/C konusunda bir hayli mücadele verdiniz, 4/'lilerin durumu şimdi hangi aşamada?
İsmail Koncuk: 4/C meselesi Türkiye’nin kanayan bir yarasıdır. 4/C’nin bir insanlık ayıbı. Bu ayıbın ortadan kaldırılması yönünde çağrılarda bulunduk. Ne yazık ki toplu sözleşmede 4/C ile ilgili alınan “Çalışma yapılacaktır” gibi muğlak bir ifade nedeni ile hala bu konunun çözümü noktasında bir adım atılamamıştır. Geçtiğimiz günlerde Maliye Bakanı ve Çalışma Bakanı yaptığımız ziyaretlerde konuyu gündeme taşıdık ancak toplu sözleşmedeki bu ifade hatası ve yetkili konfederasyonun da bu ifadeye itiraz etmemesi sürecin uzamasına neden olurken hükümetin de bu noktada elini güçlendirmektedir. Bu çerçevede Türkiye Kamu-Sen olarak geçmişte olduğu gibi bundan sonrada 4/C’lilerin kadro haklarını elde etmeleri için gerekli çaba ve gayreti göstereeceğiz. Türkiye’nin bu çağ dışı istihdam modelinden kurtulması için elimizden geleni yapacağız.
Atanamayan öğretmenlerin durumu nedir? MEB’in son andaki yönetmelik değişikliğini eleştirdiniz, neden?
İsmail Koncuk: Ataması yapılmayan öğretmenlerimizin durumu da tıpkı 4/C meselesi gibi ülkenin bir ayıbı haline dönüşmüştür. 2003 yılında mevcut siyasi iktidar görev başına geldiğinde ataması yapılmayan öğretmen sayısı 70 bin civarındayken bugün sayı 350 binleri aşmıştır. Bir çok öğretmen adayımız yıllardır atama beklerken ne yazık ki hayatlarına kıyanlar olmuştur. Milli Eğitim bakanı sayın Nabi Avcı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı talihsiz açıklama ise sayın Bakan’a hiç yakışmamıştır. Allah kimseyi umutsuz bırakmasın. Bu genç kardeşlerimiz bir çok sıkıntı yaşarken 27.01.2016 tarih ve 29606 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik ile 06.10.2015 tarih ve 29494 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine Dair Yönetmeliğin 6., 24. ve 26. Maddelerinde değişiklik yapılmıştır.
Bilinmelidir ki, Türk Eğitim Sen olarak, yapılan yönetmelik değişikliğinde hukuka aykırı olan ve eğitim kurumu yöneticilerinin mağduriyetine sebebiyet verecek düzenlemelerin iptali istemiyle Danıştay nezdinde tarafımızca dava açılacaktır.
AHLAKİ DEĞİLDİR
Ayrıca MEB'in müdür yardımcılığı sınavı öncesinde yönetmelik değişikliğine gitmesi etik değildir. Burada en büyük problem 4 yılını doldurmuş olanların görev süresinin 4 yıl daha uzatılması değildir, bu uzatma yetkisinin okul müdürünün inhasına bağlanmasıdır. Şuan 4 yılını doldurmuş olanlar zaten 2011 yılında yapılan sınav sonucu müdür yardımcısı olmuş kişilerdir. Yapılan yönetmelik değişikliği ile "tamamının görev süresi 4 yıl daha uzatılmıştır denilseydi, hiç bir itirazımız olmazdı, biz sendika olarak sürenin 4 yıl olmasına, her dört yılda bir insanların sınav kazanmak zorunda bırakılmasına karşı olduğumuzu açıklamış, yönetmeliğin bu yönüne de dava açmıştık. Okul müdürünün inhası şartı yanlıştır, ahlaki değildir. Hepinizin malumu olan, bir sendika genel başkanının, bu gelişme üzerine, talebimiz yerine getirildi, diye sevinç çığlığı atarcasına açıklama yapması da bunların hem ahlaki, hem de sendikal seviyesini ortaya koymaktadır. Bu yönetmelik değişikliği, yazılı sınavdan sonra yapılabilir, yazılı sınavla atananların görev süresinin 8 yıl olacağı açıklanabilirdi. Ayrıca, kurucu müdürlere ve kendi okulunu seçme şartıyla okul müdürlerine (+5 puan yerine), +8 puanı verilecek, şeklinde bir düzenleme yapılması da kabul edilemez. Bu yüksek bir puandır ve eşitliği bozacak bir düzenlemedir.
TESADÜFEN YAPILMADI
MEB bu yaptığının neye ve kime hizmet ettiğini iyi bilmektedir. Bu düzenlemeler tesadüfen yapılmış değişiklikler değildir. Bu değişikliğe imza atanlar, MEB'de yaşanan kavganın, ayrımcılığın devamından yana tavır koymuştur. Tüm bunlara rağmen, Türk Eğitim-Sen üyeleri yapılacak olan yazılı sınava girecektir. Biz biliyoruz ki, hem yandaş, sarı paralel sendika, hem de bu gayri ahlaki düzenlemeyi yapan zevat Türk Eğitim-Sen üyeleri aman bu sınava girmesin, onların motivasyonlarını bozalım, diye düşünmekte ve bunu çok istemektedirler. Yapılan bu düzenlemeler, bu rahatsızlıklarını gün yüzüne çıkarmıştır. Bu düzenlemeyi yapanlar, eminim ki, bu yazılı sınavı tek şart olarak yaptıkları, düzenlemeden de çok pişmandırlar. Adam gibi sınav yaparsanız, Türk Eğitim-Sen üyeleri bu sınavlara girer ve kazanırlar. Yok torpille, yönetici atayacağız derseniz, bu ahlaksızlığa karşı da her türlü mücadelemizi sonuna kadar yapar, gider aslanlar gibi öğretmenlik yaparız.
Sayın Nabi Avcı ve bu yönetmelikleri hazırlayanlar şunu iyi bilsinler, bu yaptıklarınız eğitim öğretimi yere vurmaktan başka hiç bir işe yaramamaktadır, okullar bu liyakatsiz yöneticiler yüzünden çok kötü durumdadır ve tüm sorumluluk sizlerindir.
Memur ve emeklilerin enflasyona yenik düştüğünü kaydettiniz. Dünyada bu nasıl oluyor, Türkiye’de nasıl olmalı?
İsmail Koncuk: Yıllardan beridir yetkili konfederasyonun yeterince pazarlık yapamaması nedeniyle memur maaşlarına enflasyon hedefi çerçevesinde zam yapılıyor. Hatırlayacağınız gibi 2014 yılında da bütün bir yıl için memurlara yüzde 5,2 ortalama artış getiren 123 TL’lik seyyanen bir zam yapılmıştı. O yıl enflasyon yüzde 8,2 çıkmış ve memurlar enflasyon farkı bile alamadıkları için yüzde 23 zarara uğramışlardı. Bununla birlikte verilen zamlar enflasyonun altında kaldığında enflasyon farkı verildiği ifade ediliyor. Bu memur maaşlarının gerçek anlamda hiç artmadığı anlamını taşıyor. Enflasyon sepetinde 450’nin üzerinde ürün yer alıyor. Vatandaşlarımız ise bu ürün yelpazesi içinde yalnızca 80 çeşit ürünü ağırlıklı oarak kullanıyorlar. Memur maaşlarına yapılan zam 450’nin üzerindeki ürünün ortalama fiyatına gelen zamlarla karşılaştırılırken, vatandaşların zorunlu olarak tüketmek durumunda kaldıkları bu 80 çeşit ürün enflasyonun çok daha üzerinde zamlanıyor. Bu da, memur maaşlarının gerçek harcama kalemleri karşısında sürekli eridiği anlamına geliyor. Bildiğiniz gibi Türkiye Avrupa Birliği içerisinde gelir dağılımı en bozuk ülkelerin başında gelmektedir. AB ülkelerinde çalışanlar enflasyonun üzerinde bir zam almanın yanında büyümeden ve refahtan da pay alıyorlar. Bu nedenle de en yüksek gelire sahip olan kesimle, en düşük gelire sahip olan kesim arasındaki fark kabul edilebilir düzeylere indiriliyor. Türkiye enflasyon oranında maaş zammının üzerine refah payı ve büymeden payı eklemediği sürece, memur maaşları enflasyon karşısında erimeye devam edecektir.
Öğretmen açığının ücretli öğretmenlikle kapatılmaya çalışıldığını söylediniz. Peki Ücretli öğretmenlerin durumu nedir?
İsmail Koncuk: Türk Eğitim-Sen olarak her yıl düzenli bir şekilde yaptığımız ücretli öğretmenlik araştırmasını bu yılda gerçekleştirdik. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Bilgi Edinme Kanunu’na rağmen, Valiliklerin bir kısmı ücretli öğretmenliğe dair istediğimiz bilgileri göndermemiştir. Bu tamamen keyfi bir durumdur. Hâlbuki kamuoyunu doğru aydınlatmak açısından bu bilgilerin eksiksiz gönderilmesi çok önemlidir. Araştırmamızın detaylarında ise oldukça ilginç sonuçlar yer almaktadır. Ülkemizde öğretmen açığının ücretli öğretmenler eliyle kapatılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu insanlar girdiği ders başına ücret almakta ve güvencesiz çalıştırılmaktadır. Bu insanların aylık primi tam ödenmemektedir. Oysa ücretli öğretmenler kadrolu öğretmenlerle aynı işi yapmaktadır. Buna rağmen köle mantığı ile çalıştırılmaktadır. Ücretli öğretmenlik, devletin ucuz insan gücü çalıştırmasının bir diğer adıdır. Öte yandan ücretli öğretmen olarak görev yapan eğitim fakültesi ve lisans mezunları olduğu kadar açık öğretim ve ön lisans mezunları da vardır. Öğretmenlikle hiçbir ilgisi olmayan açık öğretim ve iki yıllık yüksekokul mezunlarının okullarda ücretli öğretmen olarak derslere girmesi devletin bir ayıbıdır. Atama bekleyen yüzbinlerce öğretmen ve bunun yanında 100 bine yakın öğretmen açığı olmasına rağmen devletin kadrolu öğretmen istihdamı yapmak yerine, ücretli öğretmen çalıştırması, hele hele öğretmenlik ehliyeti olmayan ön lisans mezunlarının derslere ücretli öğretmen olarak girmesi eğitimimizi yüzyıl geriye götüren bir uygulamadır. Hal böyle olunca okullarımızda verim ve kalite düşmektedir.
Türkiye en kısa zamanda ücretli öğretmenlik ayıbından kurtulmalıdır. Ücretli öğretmenlik görevlendirmesi sona ermeli, Milli Eğitim Bakanlığı sadece kadrolu öğretmen istihdamı yapmalıdır. Bu şekilde öğretmenlerimiz hem insani koşullarda, hakka, hukuka uygun çalıştırılır hem de işin ehli olan, donanımlı, bu işin eğitimini almış kişiler çocuklarımıza eğitim-öğretim verir. Okullarımıza kalite ancak bu şekilde getirilebilir.
İşçi emeklisi, kamu emekçisi çok zor şartlarda geçiniyor, siz bir açıklama yaptınız, maksimum 4 kişilik bir ailenin giderleri 4 bin 546 lira dediniz. Bu bir hayalcilik değil mi? Millet 1300 lira ile mücizeler yaratıyor ve açlık sınırında?
İsmail Koncuk: Biz burada bir tespit yapıyoruz. Diyoruz ki, '4 kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir hayat sürebilmesi için elde etmesi gereken en düşük gelir miktarı aylık 4 bin 546 TL’dir.' Bu bir hayal değil, ne yazık ki bir vakıadır. Bizim mücedelemizde ülkedeki bütün maaşların seviyesinin 4 kişilik bir ailenin rahatça geçinmesine yetecek standarda getirilmesidir. Tekrar ediyorum, bu bir hayal değil, bir zorunluluktur. Kaldı ki, kullandığımız veriler TÜİK’in resmi verileridir. Bu tespitlerimiz bilimsel veriler ışığında, resmi rakamlarla ulaştığımız tespitlerdir. Bırakınız 1300 TL’yi, 2 katı bir maaşla bile geçinebilmek artık mümkün görünmemektedir. Allah bu ülkeyi yönetenlere vicdan versin.
Hükümetin ekonomik kararlarını nasıl buluyorsunuz?
İsmail Koncuk: Yukarıda bahsettiğimiz gibi ülkemizin gelir dağılımı bakımından AB’nin en kötü gelir dağılımına sahip ülkesi olduğunu ifade etmiştim. Hükümetin ekonomi politikalarında bu durumu düzeltemeye yönelik herhangi bir tedbir görünmüyor. Gelir dağılımı, ücret politikaları, vergi politikaları, sosyal yardım ve sosyal politikalar aracılığı ile düzenlenir. Ne yazık ki bugün ülkemizde ortalama memur maaşının 2500 TL, emekli maaşının 1500 TL, asgari ücretin 1300 TL olduğu bir ortamda katkı payları, zamlar, özelleştirmeler tüm hızıyla sürmekte ve zengin daha zengin olurken, dar gelirliler için bir çalışma yapılmamaktadır. Türkiye’de yoksulluğun yüzde 16’lar düzeyinde olduğu, işsizliğin yüzde 10’u aştığı düşünüldüğünde ekonomi politikalarından memnun olmak mümkün değildir.
Gelelim Adana’ya… Size göre Adana’nın en büyük problemi nedir?
İsmail Koncuk: Ülkemizde olduğu gibi Adana’mızın da öne çıkan en büyük sorun işsizliktir. Türkiye Kamu-Sen olarak genç işsizlerin çığ gibi büyüdüğünü her alanda ifade ediyoruz. Genç nüfusumuzun iş sahibi olabilmesi adına istihdam politikaları üretilmesi gerektiğini defalarca vurguladık. Adana’da hayatını sürdüren genç kardeşlerimizin iş sahibi olması, hem yerel hem de ülke ekonomisine katkı sağlaması en büyük dileğimizdir. İşsizlik probleminin çözülmesi ile birlikte bir çok problem ve sıkıntının bir anda ortadan kalkacağına inancım sonsuzdur. Elbette ülkemizin genelinde olduğu gibi Adana’da da ekonomik sorunlar öne çıkan bir diğer başlıktır. Dar ve sabit gelirli ailelerin, emeklilerimizin, kamu çalışanlarımızın, asgari ücretlilerimizin, esnafımızın, çiftçimizin, işçimizin ve toplumun tüm kesimlerinin yaşadıkları sıkıntıların giderilmesi adına mücadele veriyoruz. Dileğimiz ve temennimiz, hızlı ve kararlı adımlarla birlikte tüm ülke insanımızın ve Adana’da yaşayan tüm kardeşlerimizin refah ve barış içinde huzurlu bir yaşam sürmesi noktasındadır. Ayrıca istatistiklere göre, Adana işsizlik sırasında ülkemizde 2. sıradadır. Hal böyle olmasına ragmen Adana’nın teşvik programlarının dışında bırakılması Kabul edilemez. Adana’nın bilhassa iktidar Milletvekillerinin Adana’ya sosyal ve ekonomik olarak ne katkı sağladıklarını sorgulamak gerekmez mi?
Nasıl bir Adana hayal ediyorsunuz?
İsmail Koncuk: Yukarıda da söylediğim gibi, en büyük sorunun işsizlik olduğu bir Türkiye ve Adana’dan bahsediyoruz. Genç nüfusu olan ve genç potansiyeli çok yüksek olan ülkemizde işsizliğin çözümü noktasında atılacak adımlar bu ülkenin geleceğini belirleyecektir. Elbette hayalim, tüm Türkiye’de ve Adana’da yeni iş sahalarının açılması ve insanlara ekmek kapısı aralanması, alınteri ve emeklerinin karşılığını almalarıdır.
Okuyucularımıza son mesajınız var mı?
İsmail Koncuk: Yıllardır sendikal yaşamın içinde hak mücadelesi veren bir kişi olarak ülkemizde yaşanan adaletsizliklerin bir an önce bitmesini diliyorum. Adil bir gelir dağılımının olduğu, demokrasi, insan hakları gibi kavramların anladığımız anlamda yerleşmesini, ülkede yaşayan her kesimin emeğinin karşılığını aldığı, alın terinin hakkının verildiği, hak ve hukukun tecelli ettiği bir ortam diliyorum. Terörün sona erdiği, artık şehit cenazelerinin gelmediği birlik, beraberlik ve huzur içerisinde yaşayacağımız bir ülke diliyorum. Doğup büyüdüğüm Adana’nın da barışın, huzurun, refahın olduğu Türkiye’ye örnek bir kent olması en büyük arzumdur.
İSMAİL KONCUK KİMDİR?
İsmail Koncuk (d. 24 Mayıs 1959, Ceyhan, Adana), "Türk Eğitim-Sen" ve "Türkiye Kamu Sen" Genel Başkanı.
İlk-orta ve lise tahsilini Ceyhan da tamamladıktan sonra, 1980 yılında, Eskişehir Eğitim Enstitüsü İngilizce bölümünden mezun oldu. Bu arada Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Yabancı Diller Yüksek Okulunda da okudu.
Öğretmenliğe 1981 yılında Konya'nın Beyşehir İlçesi Doğanbey Beldesinde başladı. 1985 yılında Adana'ya atandı. 1992 'den 1996 yılına kadar Türk Eğitim-Sen Adana Kurucular Kurulu üyesi ve yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. 1996 yılından 2005 yılına kadar Türk Eğitim-Sen Adana 1 Nolu Şube Başkanlığı ve Türkiye Kamu-Sen İl Temsilciliği yaptı. Merkez genel kurulunun 2002 yılındaki 1. Olağan Kongresinde Merkez Denetleme Kurulu üyeliğine, 2005 yılında 2. Olağan Genel Kurulunda Genel Sekreterliğe, Şubat 2008'de yapılan 3. Olağan Genel Kurulda ise Genel Başkanlığa seçilmiştir. 24-25 Ekim 2009 tarihinde yapılan Olağanüstü Merkez Genel Kurulunda da güven tazelemiştir. 2011 yılı Nisan ayında yapılan Genel kurulda ise Türkiye Kamu Sen konfederasyono Genel başkanlığına seçilmiştir. Şuan hem Türkiye Kamu Sen hem de Türk Eğitim Sen Genel Başkanlığını yürütmektedir. İngilizce bilmektedir.











