Bugün 7 Eylül.
Bambaşka bir manşetle çıkacaktık huzurlarınıza.
CHP'li Çukurova Belediyesi'nde yaşanan talan, kıyak ve yolsuzluk iddialarını belgeleriyle anlatacaktık sizlere.
Ama olmadı!
Olmuyor da!
"Bu son olsun, bir daha şehit haberi gelmesin" diye dualarla başlıyoruz her yeni güne.
Her sabaha barış özlemiyle uyanıyoruz.
Olmuyor,
kahpe terör her gün asker-polis-sivil insanımızı acımasızca katlediyor.
Terör ocaklara ateşler düşürüyor.
Bir insanımızın şehit haberi;
Yürekleri yakıyor
anaların, babaların
eşlerin-çocukların
kardeşlerin-yeğenlerin
ve hiç tanımadığı milyonların yüreğinde kor kor alevler yanıyor.
İsyan, öfke ve dinmeyen bir acı kaplıyor içimizi.
Artık bıktık,
YETER ARTIK! diye manşetler atıyoruz, yetmiyor, doymuyor terör denilen o iğrenç ve kahpe dünya.
BU SON OLSUN! diyoruz yine olmuyor!
Hele bizim bölgemiz,
Mert ve delikanlı diyarı Çukurovamız.
Adanamız, Osmaniyemiz sanki şehitler diyarı oluyoruz, farkında mısınız?
Her gün ama her gün yeni bir evladımızın şehit haberi geliyor, bir hemşerimizi uğurluyoruz son yolculuğuna.
Adana'nın her sokağında, her mahallesinde bir kahraman şehit evi var artık.
Bugün gazetemizi hazırlarken yeni bir acı olmasın diye çok dua ettik.
Polisimiz, askerimiz gencecik insanlarımız vatan ve bayrak uğruna terörist denilen kahpeler tarafından acımasızca şehit edilmesine dün bu yazıyı kaleme aldığımız saatlerde bir yenisi daha eklendi.
Oysa bugün Adana'yı yönetenlerin kendilerine teslim edilen kamu imkanlarını nasıl talan ettiklerini, yağma ve kıyağın nasıl pervasızca yapıldığını anlatmak için oturmuştuk bilgisayarın başına.
Olmadı!
Terör izin vermedi bugün.
Ülkemizin terör kadar bir diğer önemli sorunu da yolsuzluk!
Sanki bu ülkede yolsuzluğu sadece iktidar mensupları yapıyormuş gibi bir algı yaratılıyor.
Türkiye'nin her köşesinde hemen hemen herkes muhalefet yapmak adına mevcut iktidarı yani AK Parti'yi yolsuzlukla suçlamayı bir alışkanlık haline getirdi.
Ama nedense hiç kimse çuvaldızı kendine batırmayı düşünmedi, düşünmüyor da.
Türkiye'de yolsuzluk artık tedavisi mümkün olmayan ve salgın bir illet gibi hızla yayılan, bulaşıcı bir hastalık haline geldi.
Eline kamu imkanlarını geçirenler sahip oldukları makamları, vatandaşa bir hizmet aracından ziyade kısa yoldan zengin olma ve köşe dönme imkanı olarak görüyorlar.
AK Partili, CHP'li ya da MHP'li inanın hiç fark etmiyor.
Makam ve gücü ele geçirenler kısa bir acemilik sürecinden sonra devletin malını deniz olarak görme alışkanlığını, ardından da ustalığını kazanıyorlar.
Paranın nasıl dini imanı yoksa, kıyak, talan ve vurgunun da siyaseti ya da ideolojisi yok.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ne zaman konuşsa AK Parti'yi yolsuzlukla suçluyor ve hemen 17/25 Aralık sürecini hatırlatıyor.
Ama aynı Kılıçdaroğlu nedense kendi partisini temsilen kazanılan belediyelerde yaşanan yolsuzlukları inceleme gereği dahi duymuyor, çünkü merak etmiyor.
Çünkü CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da biliyor ki; kendi partisinin mensubu belediye başkanları bu şaibeli işlere ve yolsuzluğa bulaşırken Ankara'da genel merkez üst yönetiminden insanlar da bu işten sebepleniyor!
Sola, sosyal demokrasiye inanan ve emeğiyle evinin geçimini sağlamanın derdini yaşayan gerçek CHP'liler kendi belediyelerinin kapısından horlanıp, kovulurken, Adana'nın sokağını, yolunu bilmeyenler hiç görmedikleri, kapısından içeri dahi girmedikleri belediyelerden memur kadroları kazanıyor, maaşlar alıyor!
Hem de hiç utanmadan, sıkılmadan!
Emeğin partisi avanta kazancın, alın teri dökmeden alınan maaşların kaynağı olunca ne Kılıçdaroğlu konuşabiliyor ne parti üst yönetiminden çıt çıkıyor.
Herkes memnun!
Memnun olmayan tek ve büyük bir kesim var elbette.
O makamları AK Parti ya da bir başka siyasi parti değil “CHP yönetsin ve hizmet üretsin” diye oy verenler bu gelişmelerden büyük bir sıkıntı duyuyor.
Kılıçdaroğlu AK Parti'yi suçluyor; yolsuzluk ve hırsızlık var diye bas bas bağırıyor ya; bazen düşünüyorum Adana'nın bir ilçe belediyesinde daha iki yıl dolmadan her türlü pisliğe saplananlar 13 yıl ülkeyi yönetse kim bilir ne büyük yolsuzluk filmlerinin başrol oyuncusu olurlardı.
Çukurova Belediyesi tam bir Holywood film stüdyosu gibi.
Aksiyon filmleri için bulunmaz bir plato sanki.
Yumruklar, silahlar, dayaklar ve talanlar!
Bir mafya filmi yapmaya kalksanız iki yılda böyle bir senaryoyu dünya klasiği BABA'nın yazarı Mario Puzo bile yazamazdı!
CHP'li Çukurova Belediyesi'nin kahramanları BABA'ya taş çıkartacak bir romanı yazdılar.
Hem de iki yıldan az bir sürede.
Dedim ya burası Çukurova Belediyesi.
CHP'li Soner Çetin'in Başkanlığını yaptığı Çukurova Belediyesi'nde aklınıza gelebilen her şey yaşanıyor!
Elbette kurşunlanmalara, yumruklamalara, dayak olaylarına yani mafyavari konulara ilerleyen günlerde değineceğiz.
Tıpkı imar işleri, iskan belgeleri göz yumulan hormonlu binalar konularına olduğu gibi.
Ama şimdi pervasızca yapılan kıyak, talan ve kamu malının hortumlanmasını anlatacağız.
Geçenlerde "kamunun parasını korumak bizim asli görevimiz" diyen ve makam aracını dahi satışa çıkartarak tüyü bitmemiş yetim hakkından söz eden Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin bu tavrından ötürü sadece yerel basının değil yaygın medyanında ilgisini çekmiş, takdirini toplamıştı!
Peki Soner Çetin gerçekten kamu malını, tüyü bitmemiş yetim hakkını koruma konusunda samimi davranıyor mu? Yoksa gündem yaratmak için mi makam aracı şovuna gereksinim duydu?
Kendi makam aracını dahi lüks bir tüketim olarak gören Soner Çetin başkanlığını yaptığı belediyenin diğer harcamalarında da aynı hassasiyeti gösterebiliyor mu?
Bence hayır!
Çünkü ulaştığımız ve yarından itibaren dikkatinize sunacağımız belgeler Çukurova Belediyesi'nin adeta bir talan üssü haline dönüştüğünü gösteriyor.
Belediye değil sanki yağma hasanın böreği!
Yemişler!
Eğer dün gazetemizi hazırlarken Diyarbakır'dan o acı haberi almasaydık bugün o belgeleri sizlerde görmüş olacaktınız.
Mesele değil,
Bir gün rötarlı okuyacaksınız!











