Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü'yü aday olduğu ilk günden itibaren destekleyen ve Adana için gerçekten şans olduğunu düşünen bir gazeteciyim.
Kendisine destek olmaya çalıştık,
Çünkü Adana'nın kokuşmuş düzeniyle mücadele edeceğine inanıyorduk.
Rantçıların ve güçlülerin egemen olduğu bu şehrin yönetiminde diğer adaylara ve arkasındaki güçlere bakınca Sözlü'nün doğru bir tercih olduğunu düşündük.
Şehrin yeşil alanlarını yağmalayan, talan edenlerle ancak böyle bir adam mücadele edebilirdi.
İmar oyunlarına son vereceğini ve bu haksız rant ve soygun düzenini sona erdireceğini söylediği günden bu yana kendisine destek oluyoruz.
Elbette Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamında oturan biri için bizim desteğimizin hiç bir önemi olmaz.
Çünkü onlar o makamlarda zaten çok güçlüdürler.
Ve asla hata yapmayacaklarını düşünürler.
Ayrıca yıllardır hata yapan bir çok belediye başkanının yaptıklarını hata değil hak olarak görmelerine tanık oldum.
Hüseyin Sözlü Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamına oturduğu günden itibaren bir cümleyi kendisine destur edinmiş: "Gazetecilerle ahbap çavuş ilişkisine girmeyeceğim…Bu böyle biline…"
Bakın bu da çok yerinde ve doğru bir düşünce tarzı.
Kaldı ki bugüne kadar belediye başkanları, bürokratlar ya da siyasiler veya işadamları gazetecilerle ahbap çavuş ilişkisine girmişse mutlaka bulaştıkları ve hesabını vermekten korktukları yanlışları vardır.
Onun için yakın olurlar gazetecilere…
Sözlü Başkan'ın böyle bir sıkıntısı olmadığı için de ilk günden itibaren gazetecilerle arasına mesafe koydu.
İyi de yaptı…
Kendisini hep alkışladık.
Ve asla Büyükşehir Başkanlık makamında oturan Hüseyin Sözlü ile ahbap çavuş ilişkisine girmenin yollarını aramadık.
Çünkü bizler de belediye başkanları ya da siyasilerle ahbap çavuş ilişkisine girmenin ileride kendimiz için büyük sıkıntıları olacağını biliyorduk.
Şükürler olsun ki; Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü'den bugüne kadar ne seçim öncesi kampanyası sırasında ne de seçildikten sonra en ufak bir talebi olmayan birinin rahatlığıyla yazıyorum bu satırları.
Elbette belediye başkanları gazetecilerle ahbap çavuş ilişkisine girmemeli.
Ama daha önemlisi belediye başkanlığı makamında oturan şahıslarında rantçılarla, yeşil alan talancısı ve kısa yoldan köşe dönme meraklılarıyla ahbap çavuş ilişkisine girmemesidir.
Çünkü belediye başkanlarına bu şehrin bütün imkanları emanet edilmiştir.
Sadece bugünümüz değil yarınlarımız da belediye başkanlarımıza emanettir.
İşte bu gerçeği göz ardı edip rantçı, zengin ve çok güçlü iş adamlarıyla ahbap çavuş ilişkisine girmesi o belediye başkanlarından ziyade yaşadığımız şehrin geleceğine yönelik en büyük ihanettir.
Mesela bir belediye başkanı kanunsuz yeşil alan talanını, çocuk parklarına yönelik işgali "yatırımcı" kılıfıyla savunamaz.
Savunmamalı da!
İşte bu ilişkiler yaşadığımız şehre zarar verir.
Adalı Ailesinin yaptırdığı Sheraton Oteli bu şehir için güzel bir yatırımdır.
Ama bu yatırım Adalı Ailesine o bölgenin tek sayılabilecek yeşil alanlarını, Yüreğir halkının nefes alabileceği parkları ve çocuk oyun alanlarını talan etme ya da kanunsuz kullanma hakkını vermez ve bu bir imtiyaz sayılmaz.
Sheraton Oteli o bölgedeki yani Seyhan Nehri'nin karşı kıyısındaki 15 bin 500 metre karelik dev yeşil alanları kanunsuz bir şekilde işgal etmiş, halka ait yeşil alanlar içerisine otelin yüzme havuzu, otoparkı, tenis kortu ve sadece zenginlerin keyif sürdüğü cafeler, restaurantlar yapılmıştır..
Bütün bu kanunsuzluklar Hüseyin Sözlü öncesi gerçekleştirilmiş, Adana 1. İdare Mahkemesi ve Danıştay kararlarıyla da bu kanunsuzluk tespit edilerek işgalin sona erdirilmesi istenmiştir.
Ortada ayıplı bir durum vardır.
Bir belediye başkanının görevi zenginleri ve güçlüleri korumak değil kanunları uygulamaktır.
Sheraton Otelin işgal ettiği alanlarla ilgili mahkeme kararlarını görmezden gelmek, Adalı Ailesini koruyup kollama yarışına girmek ve tüm bunlara "dokunulmaz yatırımcı" kılıfı bulmak üzülerek ifade ediyorum ki Sözlü Başkanın bugüne kadar ki söylemleriyle bağdaşmamaktadır.
Demek oluyor ki bunları yazdığımız, bu talanlara ve vurgunlara gazeteci olarak tepkimizi gösterdiğimiz için Hüseyin Sözlü'ye göre "AYIP" ediyoruz.
Çünkü Sözlü Başkan'a göre Adalı gibi yatırımcıları bu tür haberlerle şehrimizden kaçırıyormuşuz!
Ne traji komik bir durum.
O zaman Merkez Parkı parası olan zengin ve güçlü insanlara talan ettirelim.
Parası olan gelsin halkın yeşil alanlarını gasp edip otel, avm ya da devasa gökdelenlerle doldursunlar.
Hatta İnönü Parkı ve Atatürk Parkı ile Çamlık alanını da zengin ağalara peşkeş çekelim.
Ne de olsa onlar yatırımcı.
Milletin ne işi var parklarda, yeşil alanlarda.
Nasreddin Hoca'nın fıkrasında olduğu gibi parayı verenler düdüğü çalsın bu memlekette.
Sevgili Hemşerim Hüseyin Sözlü Bey!
Sheraton Oteli Adalı Ailesi için de bu memleketin imajı açısından da iyi bir yatırım.
Ama hiç bir yatırım halkın yeşil alanlarını gasp etme, talan etme hakkını kimseye vermez.
Ve burada mahkeme kararlarını hiçe sayarak Sheraton Otelin 15 bin 500 metre karelik yeşil alan işgalini hiç bir çuvala sığdıramazsınız.
Çünkü bu yeşil alan talanını hangi çuvala koyarsanız koyun sığmaz.
Minareyi çalan kılıfına uydurur atasözü burada olmuyor işte.
Mızrak çuvala sığmaz atasözü ise yaşanan durumu ve gerçeği çok iyi anlatıyor.
Sayın Sözlü twitter'da yazdıklarıma verdiğiniz cevaplarda bir cümlenizi hayret ve şaşkınlıkla karşıladım.
Diyorsunuz ki; 'Ayıp olan şehri kalkınma yarışında öne geçirmek yerine az sayıdaki yatırımcıyı kaçırtacak uslubu benimsemektir' diyerek bu konuları gündeme getirmemizin ayıp olduğunu söylüyorsunuz.
Ne diyebilirim ki; vurgun, talan, kıyak ya da yağmalamak ayıp değil de bunları yazmanın ayıp olduğunu düşünüyorsanız durum gerçekten vahim demektir.
Eğer o cümlenizde gerçekten çok samimiyseniz sizin de özellikle 17 ve 25 Aralık süreci sonrası dönemin Başbakanı şimdi ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suçlamalarınızı ve eleştirilerinizi BÜYÜK BİR AYIP olarak mı değerlendirelim.
Çünkü o süreçte adı geçenlerin hepsi büyük birer yatırımcı işadamı ve saygın siyasetçilerdi(!)











