Balyoz kumpası mağdurlarından emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, köşe yazısında ordu ve siyaset konusunda özeleştiride bulundu. Ordu’nun siyasete karışmasının uygun olmadığını belirten Yavuz Paşa köşesinde, "Ancak hiçbir dönemde Ordu kendi keyfi için siyasete müdahil olmamıştır. Bunları doğuran etmenler ülkenin kötü yönetimleridir" ifadelerine yer verdi.
Ordu içindeki yapılanmalara da dikkat çeken Yavuz Paşa ordu içinde tarikat-cemaat yapılanmasının dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunun altını çizerek, "Askerlikte esas olan komutandan emir alıp uygulamaktır. Eğer bir asker amiri yerine abisinden, tarikat reisinden emir alır ve ona itaat ederse, o ordudan millete hayır gelmez" ifadelerini kullandı.
İşte Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz'un yazısı
Konuklarla söyleşinin ana hatları
Kitap Fuarı münasebetiyle gittiğim Adana’da zaman ışık hızıyla akıp geçti. Aile ile kucaklaşmanın ve giderilen hasretin coşkusu, dostların muhabbeti, güneşin yakıcılığı, portakal ve turunç ağaçlarının sokaklara kattığı güzellik tarifsizdi. İstanbul’a dönüş zor oldu. İnsan güzellikleri arkasında bırakmak yerine önünde görmek istiyor. Bencillik bu olsa gerek…
Pazar sabahı söyleşiyi dinlemek için gelenlere özel bir teşekkür borçluyum. Bu duyuruyu yapan Adana Haber’e ve Kaynak Yayınları’na ve çevresini seferber eden kıymetli arkadaşlarım Haluk Kaya ve İzzet Çamurdan’a şükranlarımı sunuyorum.
Söyleşi konumuz Asker ve Siyaset kitabımız (İsmail Hakkı Pekin-Ahmet Yavuz) üzerineydi.
Kitabı nasıl ve maksatla yazdığımız ve içeriği hakkında bilgilendirmede bulundum. Ardından güncel konularla mezcederek beka bilincine yer verdim. Çünkü kitap, bu bilincin oluşmasına katkı ekseninde yazılmıştı.
Şimdi kısaca söyleşinin geri kalanında ele aldıklarımı sizlerle paylaşacağım.
Varlığımızı devam ettirmenin üç ana bileşeni vardır: Ülkenin bekası, milletin refahı ve halkın demokratik yaşamının kesintisiz olarak sürdürülebilmesi.
BEKA BİLİNCİ
İlk konu tamamen güvenlikle ilgilidir ve Ordu’nun temel işlevi bu alanla sınırlıdır. Elbette ikincil derecede refah ve demokratik yaşamla Ordu da ilgilidir ama onun sorumluluk alanının dışındadır.
Ayakta kalma, varlığını sürdürebilme anlamına gelen bekanın sağlanabilmesi, diğer iki konuyla bağlantılı olmakla birlikte üç hususta yüksek bilinç düzeyini gerekli kılar:
1.Coğrafya bilinci
2.Tarih bilinci
3.Ordu ya da güvenlik bilinci.
Bu bilinç düzeylerindeki seviye, o milletin ayakta kalmasını ya da sallanmasını doğrudan etkileyen hususlardır. Devlet adamlığı da bu kavramların hakkını vermeyle bağlantılıdır. Geçmişte bunun iyi ve kötü örneklerine tanıklık ettik.
GEÇMİŞİN DERSLERİ
Geçmişten günümüze yaşananlar derslerle doludur. Bunlardan birkaçına temas edelim.
II. Mahmut tarafından 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılması, devletin merkezi ordusunu kaybetmesine yol açmıştır. Bu durum, yerine de yenisi konulamadığı için önce 1830’da Yunan İsyanının başarıya ulaşmasına, ardından 1833’te Rusya ile Hünkâr İskelesi Antlaşmasının, daha sonra 1838’de İngiltere ile Balta Limanı Antlaşmasının imzalanmasına yol açan koşulları hazırlamaya katkı sağlamıştır. Ordusuz Osmanlı’nın Mehmet Ali Paşa ile yaşadıkları başka bir gelişmedir.
Yüz yıl sonra, Balkanlar’da büyük tehlike ortadayken Yemen İsyanına kuvvet ayrılması ve Libya ile İtalyanlara karşı savaşılması, iyi bir coğrafya okuması yapılamadığının örneklerini oluşturmaktadır.
Balkan Harbinde seferberliğin tamamlanamaması yanında donanmanın yıllarca ihmal edilmesi Batı ordusunu desteksiz bırakmış ve denizde üstünlüğün Yunanistan’a bırakılmasına ve harbin kaybedilmesinde yol açmıştır.
Silivri davalarıyla Ordu’ya kurulan kumpas da yöneticilerimiz ve halkımızdaki beka bilincinin yetersizliğine dayalı olarak hayat bulmuştur. Ve bu kumpasın bedelini, ülkemiz ve milletimiz, önümüzdeki dönemde ağır bir şekilde ödemek durumunda kalabilir.
ELEŞTİRİ İHTİYACI
Ordu’nun siyasete karışması uygun bir şey değildir. Ancak hiçbir dönemde Ordu kendi keyfi için siyasete müdahil olmamıştır. Bunları doğuran etmenler ülkenin kötü yönetimleridir. Elbette kendi hataları da vardır. Bunları eleştirmek hepimizin görevidir. Denilebilir ki, kitap aynı zamanda hem bir eleştiri hem de özeleştiri dokümanıdır. Çıkarımlarımızın yapısal ve yönetsel olarak tasnif edilmesi ve kitabın içeriğinde önemli bir yer tutması sağlanmıştır.
Ordu’ya komuta edenlerin tıpkı ülkeyi yönetenler gibi, Medeni Bilgiler kitabında yer alan Atatürk’ün şu sözünü yeterince içselleştiremediğini saptadık: “Devlet ve hükümet gibi ordu dahi kendisi için bir varlık değil, belki milletin yaşamak ve var olmak iradesinin bir şeklidir.”
SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİNİN YAPISI
Devlet ve ordu yönetiminin ve sivil-asker ilişkilerinin felsefi temelinin yukarıdaki özlü söz eksenine oturtulması görüşünü taşıyoruz. Tarafların bu derinlikten uzak tutumlar takındıkları aşikârdır.
Siyaset kurumu orduyu demokratik usullerle kontrol etmeli ancak ordunun kendi iç işleyişine müdahil olmamalıdır.
Yakın tarihte, Kıbrıs Harekâtı esnasında, bunun olumlu bir örneğinin uygulandığını söyleyebiliriz.
Günümüzde yaşananın ise bu olduğunu söylemek mümkün değildir.
Çok dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise ordu içinde tarikat-cemaat yapılanmasına izin verilmemesinin önemidir. Çünkü askerlikte esas olan komutandan emir alıp uygulamaktır. Eğer bir asker amiri yerine abisinden, tarikat reisinden emir alır ve ona itaat ederse, o ordudan millete hayır gelmez. Siyasi düzlemde son yaşananlar da bu görüşün tutarlılığını yeniden ortaya koymuştur.
Türkler geleneksel olarak asker millet özelliği taşırlar. Askere uğurlama törenleri bunun bir göstergesidir. Bu özelliği aynen devam ettirmek elbette mümkün değildir. Ancak bu geleneği yıkmak için son yıllarda yaşandığı gibi aşağılayıcı yaklaşımlar sergilemek milletin bekasına tehdit oluşturmaktadır.
Ordumuza sahip çıkmak hepimizin asli görevidir. Aksi tutumun bedeli çok ağır olacaktır.
Haftaya bir başka konuda karşınızda olmak ümidiyle…











