• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 20:49
  Adana Haber
Koca yürekli adam; Ömer Faruk Sakarya

Yıllardır bu şehri kirletenleri kaleme aldım.

Bu şehri soyanları, soyduranları!
Tüyü bitmemiş yetim hakkını hiç utanmadan yiyerek zengin olanları,
Halkın yeşil alanlarını yağmalayan sözde "ağa"ları!
Kazanmak, çok daha fazlasını kazanmak için utanmadan, her türlü hokkabazlığı sergileyen üç kağıtçı işadamlarını ve onlara kamu imkanlarını hortumlatan, peşkeş çeken seçilmiş ve atanmışları manşetlerimize taşıdık hep.
Belediyelerimizi, üniversitemizi, sağlık kuruluşlarımızı ve rantın olduğu tüm kurumlarda yaşanan vurgun, talan ve soygunları anlatmakla geçti ömrümüz.
Ve bunları kaleme alırken yaşadığımız şehrin, Adana'nın ne kadar kirli olduğunu söyledim.
Bu kirli şehir Adana'da, yani yolsuzluk ve vurgun bataklığında gün be gün daha derinlere saplanan şehrimizde hiç mi güzel ve olumlu bir şey olmuyor diye bana soruyorlar hep.
Elbette var.
Zaten o güzellikleri yaratanlar olmasa "temiz" bir Adana için umudumuz kalırmıydı sanıyorsunuz.
Bu şehri gerçekten çok seven namuslu insanlarımızın sayısı hiçte az değil.
Hatta kirletenlerden kat be kat fazla.
Ama onlar sessiz.
Ya da onları sessizliğe iten bizleriz.
Biz gazeteciler.
Üç kuruş menfaat uğruna nerde bir üç kağıtçı varsa hepsini kahraman ilan ettik bu şehirde.
Ekonomik ve makam güçlerinden ötürü bu şehri kirletenlerle süsledik manşetlerimizi.
Hem de hiç utanmadan, bu vurguncuları, sahtekar ve dolandırıcıları yaşadığımız şehrin en saygın, en başarılı iş adamı, bürokratı, belediye başkanı yada siyasetçisi olarak sunduk sizlere.
Manşetlerimizi bu üç kağıtçılara tahsis ederken, iyileri, namuslu ve gerçek anlamda başarılı olan insanları görmezden geldik.
Ya da iç sayfalarda iki sütun 10 santimlik sütunlarda haber olarak gördük!
Oysa bu şehrin öyle çok namuslu ve saygıyı hak eden, avucumuz kabarana kadar alkışlayacağımız insanı var ki…
Sanırım artık onları manşetlerimize taşımamız gerekiyor.
Namusuyla kazandığını bu şehrin büyümesi, ilerlemesi için harcayan yürekli iş adamlarını.
Devleti soymayanları, borsada insanları dolandırmayanları mesela,
ya da halkın yeşil alanlarını işgal etmeyecek kadar dürüst ve ilkeli davranabilenleri.
Bulundukları makamları kendi çıkarları ve egoları için tatmin aracı olarak görmeyenleri anlatmanın zamanı geldi sanırım.
Bugün bir adamdan söz edeceğim size.
Hani adam gibi adam denir ya.
İşte tam da öyle birinden.
Tabi hep kötüleri yazınca, böyle bir yazıyı nasıl kaleme alacağımı bilmiyorum.
Sahtekarları, vurguncuları anlattım yıllar boyunca.
Şimdi bakalım bu kalem Adana'da temiz kalarak başarılı olmuş iyi insanlarını anlatmayı becerebilecek mi?
Kötülerin peşinden koşarken iyileri gözardı etmenin bedeli sanırım bu "zorluk" olsa gerek.
Oysa benim için ne kadar kolaydır yazmak.
Fakat bu kez zorlanıyorum.
Unutmuşum iyileri anlatmayı.
Ama bir yerden başlamak gerek.
Tıpkı Şebnem Ferah'ın şarkısında seslendirdiği gibi; sil baştan başlamak gerek bazen…
Öyleyse deneyelim;
Evet bugün sizlere kocaman yürekli bir adamdan söz edeceğim.
O kocaman yüreği Adana için çarpan bir adamdan.
Namuslu bir babanın yetiştirip Adana'ya kazandırdığı bir büyük değerden.
Adana'yı büyütmek, bu şehrin gelişmesine ve tanıtımına katkı koymak için çırpınan bir adamı Ömer Faruk Sakarya'yı anlatacağım size.
Çukurova GİAD Başkanlığıyla tanıdı Adana Ömer'i…
Dünyanın ve ülkemizin en önemli isimlerini getirdi Adana'ya.
Nouriel Roubini
Gerhard Schröder
Ken Livingstone
David Miller
Bu isimlerin dünya için ne kadar önemli olduklarını anlamanız için google da aramanız yeterli.
Nasuh Mahruki, Ahmet Şerif İzgören, Ferda Binatlı Gümüş, Tayfun Erdil, Fatih Terim, Onur Öymek, Şükrü Kızılot…
Bunlarda ülkemizin değerleri.
Hepsi Ömer Faruk Sakarya'nın Başkanı olduğu Çukurova GİAD'ın Adanalılar'la buluşturduğu isimler.
Amaç apaçık ortada; Adana'yı dünyaya tanıtmak
Adanalıları dünya ve ülkemizin değerleriyle buluşturmak.
Ne ihale var, ne siyasi beklenti.
Ne imar rantı peşinde ne tüyü bitmemiş yetim hakkıyla servetine servet katma hesabında.
Bu koca yürekli adamın tek derdi Adana…
İşte Ömer Faruk Sakarya bu.
Adana'yı dert edinmiş kendine.
Kendi cebinden paralar harcayarak Adana'yla ilgili projeler ürettiriyor, araştırmalar yaptırtıyor.
Yüreğinde Adana var.
Adanalıların mevcut durumdan daha fazlasını hak ettiğine inanıyor.
Tabi Ömer Faruk Sakarya'yı kocaman yürekli bir adam yapan bu çalışmaları değil elbette.
Bilirsiniz zenginlerimiz hele kısa yoldan köşe dönen zenginlerimizin değer vermediği tek şey; insandır.
Ömürlerinde tek bir gün yoksulun derdini sormazlar,
mesela en mübarek ayımız ramazanda bile abartılı iftar sofralarında kendi gibileri ağırlamayı "hayır" zannederler.
Onlar sadece çok daha fazla para kazanma peşinde koşarken insanlığın üzerini çiğneyerek onları ezip geçmeyi de alışkanlık haline getirmişlerdir.
Vicdanları kaybolmuştur onların.
Tatil günlerinde kaçımız huzurevinde yaşayan büyüklerimizi hatırlar, onları ziyaret etmeyi düşünürüz?
Kaç işadamı onların daha rahat bir ortamda hayatlarını sürdürmesi için çaba sarfetmiştir?
Bu sorularıma yanıt ararken fazlaca yormayın kendinizi.
İsim isim saymaya kalksanız bir elin parmaklarını geçmez çünkü!
Dedim ya bu şehirde en acı olanı zenginlerin vicdanını kaybetmesi.
Ama onların kaybettiği "vicdan" kocaman yürekli Ömer'de hayat bulmuştur.
Herkes zengin olabilir,
ama herkes vicdanlı bir insan olamaz.
Ömer Faruk Sakarya işte bu şehirde bunu başarabilen nadir insanlardan biridir.
Önce insan…
Adana Huzurevi'ne hiç gittiniz mi?
Ya da kaç kez gidip ziyaret ettiniz orada ki insanları.
Kaçıyla sohbet ettiniz, yemek yiyip dans ettiniz?
Onların anılarını ve yaşanmışlıklarını dinlemek için kaçımız zaman ayırdık?
Kaçımız onların daha rahat yaşam sürmeleri için çaba sarfettik, proje ürettik, eser kazandırdık?
Sanırım bütün sorularımın yanıtında yine karşımıza Ömer Faruk Sakarya çıkıyor.
Çünkü o huzurevindeki yaşlılarımızı kendi ailesi olarak görüyor.
Hafta sonu açılış töreni vardı Huzurevi'nde.
Başkan Ömer Faruk Sakarya ve birbirinden değerli Çukurova GİAD üyeleri haklı bir gururu konuklarıyla birlikte yaşamak için Adana Huzurevi'ndeydi.
Minik evler projesi kapsamında dört ev inşa edilmiş, dayanmış döşenmiş yaşlılarımıza armağan edildi.
O törende dinledim kocaman yürekli Ömer kardeşimi.
Hep insan diyordu konuşmasında.
Yaşlılara sevgi ve saygıdan söz ediyordu.
Ömer Faruk Sakarya'nın "insan olma" dersi olarak adlandırdığım o konuşmasını dikkatinize sunmak istiyorum;
"...Yaşlılara sevgi ve saygı, Türk toplumunun geçmişten günümüze taşınan en önemli hasletlerinden birisidir. Anladık ki, hayat dünden ve bugünden ibaret değil. Bir de yaşanacak yarınlar var.
Hayatın her dönemi anlamlı, ancak son dönemi bizce en özel, en önemli dönemiymiş.
İşte bu dönem insanoğlunun yaşadığı uzun yıllarda edindiği tecrübelerle yaşamına yön verdiği dönemdir.  Yine insanoğlunun uzun yıllarda edindiği bu tecrübelerini gelecek kuşaklarla paylaştığı dönemdir. İşte bu dönemde biz gençlere düşen görev, yılların bilgisine, birikimine sahip yaşlılarımızın günlük yaşantılarını kolaylaştırmak, hayata uyum sağlamalarında onlara yardımcı olmaktır. Ömrünün büyük kısmında vatana, millete, ülkeye hizmet eden değerli büyüklerimin, belki de bakıma muhtaç oldukları bir anlarında kimseye muhtaç olmadan, onurlu yaşamaları en büyük doğal haklarıdır…"
"Yaşlılarımızın kimseye muhtaç olmadan onurlu yaşamaları en doğal haklarıdır" diyor Ömer Faruk Sakarya.
Çevrenizdeki büyük işadamlarını şöyle bir gözünüzün önüne getirin bakalım, bırakın huzurevindeki yaşlıları düşünen acaba kendi akrabalarını, yakınlarını böylesine düşünen kaç kişi bulabilirsiniz?
İşte Ömer Faruk Sakarya'yı bunun için kaleme alıyorum.
İnsanlığın bittiği, tükendiği bir dönemde hala insan kalabilmeyi başarmış kocaman yürekli bu adamı herkes tanısın istiyorum.
Belki toplumun ve insanlığın sorunlarına duyarsız kalmayı alışkanlık haline getirmiş ve vicdanla birlikte utanma duygusunu kaybetmiş sözde zenginlerimize örnek olur diye anlatıyorum.
Bu tür işadamlarına diyorum ki; bi sorun bakalım Ömer'e; insan olmak ve insan kalabilmek zormuymuş?
Sorunda öğrenin!
Belki bundan sonra faydanız olur insanlığa.
Ömer Faruk Adana'nın en eski müteahhitlerinden Sait Sakarya'nın oğludur.
35 yıllık gazetecilik yaşamımda Sait Sakarya ile hiç tanışmadım.
Kendisi hiç haberlerime konu olmadı.
Manşetlerimizde hiç adını okumadınız Sait Sakarya'nın.
Çünkü O ömrünün hiç bir döneminde kamuyu soymadı, ihalelere fesat karıştırma suçuyla muhatap olmadı, kamu arazilerini yağmalamadı, talan etmedi.
Üstelik halkın parkını, çocukların oyun alanlarını lüks oteli için kanunsuz bir şekilde ele geçirmedi.
Böylesine dürüst bir müteahhit doğal olarak hiç bir haberime ya da yazıma konu olamazdı.
Olmadı da!
İşte Ömer Faruk böyle bir adamın oğlu.
Hani derler ya ; "babasının oğlu" diye…
Tam da böyle…
Kök sağlam anlayacağınız.
Evet Ömer Faruk Sakarya 'yı anlattım sizlere.
Bu şehirde ki bir kaç iyi adamdan birini...
Evet uzun yıllar sonra ilk kez böyle bir yazı kaleme alıyorum.
Ömer'i yazarken, kötüler yüzünden iyileri ne denli ihmal ettiğimin farkına vardım.
Demek ki bazen kötülere değil iyilere de zaman ayırmak gerekiyormuş.
Bugün işte tamda bunu yapmaya, bu şehrin kötülerden ibaret olmadığını anlatmaya çalıştım.
Ömer Faruk Sakarya'yı yani vicdanlı bir insanı anlatırken iyi, güzel, doğru ve dürüst kelimeleriyle yeniden buluştum.
İyi ki varsın koca yürekli adam
iyi ki tanımışım seni Ömer kardeşim...


468x60 Reklam
Yorumlar (1)
    Google