Son günlerde bazı gazeteci arkadaşlarım tarafından eleştirilen bir isimden söz edeceğim.
Elbette herkes herkesi eleştirebilir.
O eleştirilen kişinin yanlışları varsa bunu kamuoyu ile paylaşmak, hatta suçlarken en ağır üslubu kullanmak gazetecilerin görevi ve topluma karşı sorumluluğudur.
Ben bu konularda hiç bir gazeteci arkadaşımı suçlama gibi bir gafletin içerisine düşmem.
Ama ortada bir haksızlık varsa doğrudan yana taraf olmak da gazetecilerin görevi olmalı diye düşünüyorum.
Yargısız infaz, hatta lince tabi tutulan insanların haklarını korumak da yine biz gazetecilerin görevidir.
Geçen hafta bir kaç konu ve hedef haline gelen bir kaç isim vardı.
Adana Ticaret Odası'nın yeni hizmet binası ihalesiyle ilgili ilginç iddialar taşındı medyanın gündemine.
ATO Meclis Başkanı Tarkan Kulak ile Adana'nın en saygın ve ahlaklı müteahhitlerinden biri olan Halil Avcı enterasan bir şekilde "şaibeli" isimlermiş gibi sunuldu.
Bugüne kadar Halil Avcı ve firmalarının yolsuzluk, ihaleye fesat ya da kamuyu zarara uğratacak şaibeli bir işine tanık olmadım.
Halil Avcı'nın ATO ve Adana için neler yaptığını yarına bıraktım.
Bugün size bir ülkücüyü anlatacağım.
Hem de harbi bir ülkücüyü.
Biliyorsunuz özellikle Büyükşehir Belediye Başkanlığını MHP adayı Hüseyin Sözlü kazandıktan sonra Adana'da ülkücülük ile türkücülük birbirine karışmıştı.
Herkes bir anda ülkücü oldu.
Ranta, talana ve kıyağa ülkücülük gibi önemli bir ideolojiyi kılıf yapanlara tanık olmaya başladık.
CHP'li belediyelerde ki şaibeli işlere nasıl Atatürkçülük kılıfı uyduruluyorsa MHP'li belediyelerde de ülkücülük kılıfıyla yanlışlar kamufle edilmeye çalışılıyor.
Ülkücülük ile türkücülük arasındaki farkı farkedemeyenlere önerim; iyi okusunlar bu yazıyı…
Hüseyin Altay…
Hani Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü'nün her fotoğraf karesinde gördüğümüz, yanından hiç ayrılmayan Hüseyin Altay.
Hüseyin Altay, Başkan Sözlü'nün sabah evinden çıkıp gece eve dönene kadar yanından ayrılmayan bir isim.
9 ışık kavramının ne olduğunu bilen, Türk milliyetçiliği uğruna bir ömür tüketen gerçek bir ülkücüdür Hüseyin Altay.
Başkan Sözlü'nün gölgesi olarak adlandırılması doğru bir tespittir.
Dostlukları çok eskiye dayanıyor.
Osmaniye henüz il olmamış.
Adana'nın ilçesi.
Hüseyin Altay Osmaniye Ülkü Ocakları Başkanı.
Hüseyin Sözlü ise Ceyhan Ülkü Ocakları Başkanı.
Ortaokuldan itibaren ülkücü hareketin bir neferi görmüş kendisini.
Sonra il oluyor Osmaniye.
Bu kez Osmaniye Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevine geliyor.
Öyle tepeden inme, paraşütle gelme, tombaladan çıkma değil emekle geliyor o görevlere.
Bir de Osmaniye Merkez ilçe Başkanlığı görevi var bugün ağır eleştirilerin hedefi olan Hüseyin Altay'ın.
Sadece Osmaniye değil çevre illerin tüm milletvekillerine rağmen kongreyi kazanarak ilçe başkanlığı koltuğuna oturuyor.
Bir zamanlar PKK'nın adeta karargahı haline gelen Zorkun yaylasına çıkışları var.
Zorkun'da insanlar korkuyor, huzursuz.
Çoğu Osmaniyeli PKK korkusundan yaylasına gidemiyor.
Devlet o bölge için riskli, yapacak bir şeyimiz yok diyor.
İşte o günlerde Osmaniye'de ülkücü hareketin önemli ismi Hüseyin Altay arkadaşlarını da yanına alarak Zorkun'a çıkartma yapıyor adeta.
Hem de o günkü devlet temsilcilerinin "yapmayın, gitmeyin" uyarılarına aldırmadan.
PKK'nın tehditlerine aldırmadan Zorkun meydanında "Bu topraklar bizim, Çanakkale'de yüzbinlerce şehidimizin, atalarımızın emanetine sahip çıkmak bizim görevimiz. Ecdadımızın kemikleri sızlamayacak bu topraklar teröristlere bırakılmayacak, onun için burdayız" diye haykıran kişi bugün eleştirdiğiniz Hüseyin Altay'dan başkası değil.
Araştırın bakalım Osmaniye Organize Sanayi bölgesinin hayata geçmesinde kimlerin katkısı var?
Peki Osmaniye'de hastanenin yapılmasında…
Bir sorun bakalım, Osmaniyespor'un en başarılı olduğu dönemlerde Hüseyin Altay neler yapmış…
Hüseyin Altay'ı Başkan Sözlü'nün yanındaki "koruma" gibi görenlerin bazı gerçekleri bilmesi gerekir.
Öyle sıradan bir adamdan söz etmiyoruz.
Türkücü değil ülkücüdür Hüseyin Altay.
Ülkücülük ahlaklı olmayı, namuslu yaşamayı, üstlendiğin görevlerde dürüstlüğü gerektirir.
Keşke her ülkücü bulunduğu makamlarda savundukları ideolojinin ve ilkelerin gereğini yerine getirebilse.
Hüseyin Altay'ı suçlayanların gündeme getirdiği en önemli tespitlerden biri de; icra dosyaları.
Borçları varmış Hüseyin Altay'ın, ödeyemediği için icralık olmuş.
Borç ya da icra dosyaları…
Günümüz Türkiye'sinin acı ama önemli bir gerçeğidir.
Bugün icra gitmeyen ev ya da işyeri sayısı yok denecek kadar azdır.
Hangimizin borcu yok ki.
İcralık olmayı dolandırıcılık olarak algılamak ve sunmak bu ülkede yaşayan neredeyse herkese yapılmış bir hakarettir.
Kaldı ki Hüseyin Altay, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü'nün en yakınındaki isim olarak hala icralık ve borç içindeyse bu bile o adamı alkışlamamız için yeterli bir nedendir.
Adana Büyükşehir Belediyesi onbinin üzerinde çalışanı, 2 katrilyonu aşkın bütçesi olan bir kurum.
Elbette, diğer belediye ve resmi kurumlarda olduğu gibi Adana Büyükşehir Belediyesi'nde de yanlışlar, kıyaklar yapılıyor, hataya bulaşan yönetici ve çalışanlar da oluyordur.
Hiç kimse sütten çıkmış ak kaşık değildir.
Peki şimdi size soruyorum, Hüseyin Altay ülkücü maskeli türkücüler gibi olsaydı iki yılda neler kazanmazdı ki.
Yüzlerce ihale gerçekleştiren, bir hayli fazla imar dosyasının görüşülüp karara bağlandığı bir kurumda hem Başkan'a çok yakın hatta en yakın olacaksın hem de icra dosyalarıyla boğuşacaksın.
Ve bazı türkücüler, Türkmenbaşı ve Süleyman Demirel bulvarı üzerindeki lüks residanslarda ev sahibi olurken bizim ülkücü Hüseyin hala kira da oturuyor.
Bu bile Hüseyin Altay'ın dürüstlüğünü anlamamız için yeterli değil mi?
Bakın anlamadığınız bir şey var;
Hüseyin Altay 35 yıllık dava arkadaşıyla kader birliği yapmış.
Hüseyin Sözlü'nün ve ülkücü hareketin başarılı olması, Adana'nın kaderinin değişmesi için çaba harcıyor.
Hiç bir yetkisi yok!
Ne ihale dağıtan bir makamı var ne de iş takibi yaparak para kazanma hesabı.
O'nun uğruna ömür tükettiği bir davası ve uğruna canını feda edeceği bir kader arkadaşı var.
İki Hüseyin'in yol hikayesi aslında bu.
Hüseyin Altay'dan rahatsız olan aslında onu eleştiren gazeteci arkadaşlarım değil.
Sözlü'yü dilediği gibi kullanamayan ülkücü maskeli türkücülerdir.
Menfaatler ihaneti de beraberinde getiriyor maalesef.
Ülkücüler ipe giderken dahi satmazdı arkadaşlarını.
Şimdi bakıyoruz da ülkücülükten geçinmeyi alışkanlık haline getirenler çerez parasına, sudan bahaneler yaratıp satıyorlar dava arkadaşlarını.
Allah her siyasetçiye, her insana Hüseyin Altay gibi vefalı ve namuslu dostlarla çalışmayı, yol arkadaşlığı yapmayı nasip etsin.
Nerden çıktı bu yazı, Hüseyin Altay'ı savunmak ve yazmakla ne kazandın diye soracaksınız.
Namuslu insanlara sahip çıkmamız gerekiyor.
Onuruyla yaşam mücadelesi verenlere,
Hırsızlık ve arsızlık yapmadan hayatın zorluklarına direnenlere.
Hüseyin Altay'ı Başkan Sözlü ile yaptığım bir kaç sohbet sırasında gördüm.
Merhaba'dan öteye hiç bir muhabbetimiz yok.
Hüseyin Altay'ı kendinden değil bugün Başkan Sözlü'ye bile düşman olmuş ülkücüler anlattı bana.
MHP'lilerden dinledim bu adamın hayat hikayesini.
Dürüstlüğünü, ilkelerinden taviz vermeden ayakta kalabilme mücadelesini.
Sizler de bilin, tanıyın istedim Hüseyin Altay'ı.
Hepsi bundan ibaret.











