• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 19:26
  köf1
İzzet-i ikbal görmek

Ölüm kahpe ve kalleş...

Ansızın gelip, umulmadık bir anda götürüyor...
Zamanı- mekanı yok.
Sırası geldi mi, derdest ediveriyor insanı...
Bir top bezle, bir karış toprağın altında, sonsuzluğa çıkarıyor...
Ne yaparsın kaçış yok...
İyisi de kötüsü de, hırlısı da hırsızı da, güzeli de çirkini de...
Hiç kimse gitmem diyemiyor...
Çünkü her canlı, mutlaka bu istenmeyen sonu yaşayacak...
Çünkü; her canlı doğar ve mutlaka ölür.
Kimisi doğduktan sonra büyür, kimisi doğar doğmaz ölür...
Kimisi yaşadığını zanneder ama yaşayanlar içinde ölüdür ama kendi bilmez...
Kimi erkenden göçüp gider ama arkasından sayfalar dolusu laf edilir...
Ölüm üzerine yazılacak o kadar çok şey var ki...
***
Kimisi her türlü canbazlığı, itliği, yolsuzluğu, vurgunu yapar, etrafına zarar verir, kalp kırar, menfaati için kırk takla atar ama öldükten sonra sadece –müslüman olduğu için – millet laf olsun diye hakkını helal eder.
“Ölünün arkasından kötü konuşulmaz” sözünden hareketle, bir-iki kişi doğruyu söylemeye kalksa hemen susturulur.
Neden derseniz; geride kalan aile fertlerinin acısının katlanmaması içindir.
Yoksa bu kadar kötülük yapıp, yine de arkasından ‘helal olsun’ demenin ağır vebaline katlanmak kolay olmasa gerek.
Kimisi karıncayı bile incitmez, incinir ama içine atar, baki kalan kubbede hoş bir sada bırakıp gider...
Hayata 1-0 geriden başlamıştır ama dişiyle tırnağıyla bir yerlere gelmiş, dost sofraları kurmuştur. Etrafında onlarca insan vardır. Zaman; birlikte yenilip-eğlenilecek, varlığı paylaşılacak zamandır.
Kimseye zararı yoktur ama doğru bildiği yanlışta da ısrar eder. Zararı kendisinedir.
Ceketin üst düğmesini yanlış iliklediği için diğer düğmeler de hep yanlış yerde iliklenmiştir. Hayat karmaşasında ikiyüzlülükleri, hayasızlıkları, vefasızlıkları görüp, kahırlanıp içine atmıştır.
Ağlayarak geldiği bu dünyadan kimseye haber vermeden, belki de ağlayarak gitmiştir hem de sessiz sedasız...
Son nefesinde yanında kimse yoktur. Sevenleri, can verdikleri, yoldaş oldukları...
Hayat arkadaşı da can yoldaşı olmamıştır.
Evlatları el vermemiş, destek olmamış, can verirken elini bile tutmamıştır.
En zor zamanında yine de sevdiklerine toz kondurmamıştır. Elindeki üç-beş kuruşu bile “onlara feda olsun” demiş ama kendisi aç kalmıştır.
Yaşamının son adımlarını atacak dizlerinde derman kalmadığı anlarda, yine hep ‘çocuklarım’ demiştir.
Her ‘Babalar Günü’nde ağlamış, aranıp-sorulmadığı için kahırlanmıştır ama yine de onlara söz söyletmemiştir.
Panik atak başladığında, yanında bulunanlara, “Ne olur beni yalnız bırakmayın, elimi tutun” diye yalvarmış ama evlatlarına sesini duyuramamıştır..
Yıkıldığında, yerlere düştüğünde el uzatıp yerden kaldıracak tek bir dost bulamamıştır. Varlığında yanında olanlar yokluğu paylaşmamış birer birer yanından uzaklaşmıştır.
Hırpani kılıkla, ayağında naylon terlikle, uzamış sakalıyla, kaburgalarına yapışmış cansız derisiyle, hastanenin bembeyaz odasında bu dünyadan çekip gitmiştir...
Yapayalnız ve tek başına...
Elinde uzun bir sopa, saçı sakalı birbirine karışmış bir derviş edasıyla, bir zamanlar lüks araçla geçtiği sokaklarda çıplak ayakla dolaşırken, acaba yaşadıkları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmiş miydi?
***
Niye, neden, nasıl demeden, geçmişin muhasebesini yapmadan, kimseye hesap vermeden hesap sormadan...
Yaşamından zevk alamaz hale geldiği, can olduklarından yüz bulamadığı, sevgi göremediği için; ölümün kollarına atılmanın en kolay yolunun teslimiyet olduğundan hareketle, ölüme giden yolu koşar adım geçmişti.
Gidişatın kendisini nereye götürdüğünü bildiği halde, geride kalacak olanlarda vicdan azabı yaratıp, belki de bu şekilde bir intikam almayı hedeflemişti.
Ailesinden, sevenlerinden, dostlarından, basın camiasından en önemlisi de kendi yanlışlarından dolayı kendisinden...
***
İzzet-i ikbalde sınır tanımadı, vefayı görmedi, sefayı sürmedi...
‘Çocuklar, babaları öldüğünde büyür’ sözü, tam da İzzet Kalkan için söylenmişti.
Babasız büyüdü... Okulu bırakıp basın camiasına atıldı... Meşakkatli ve zorlu yolculukta varlığı da yokluğu da tanıdı. Hayatın acımasızlığı karşısında itibar da gördü, veremli muamelesi de...
Kim mi bu adam?
O adam İzzet KALKAN.
Nam-ı diğer KIVIRCIK İZZET...
Mekanın cennet olsun...

 


468x60 Reklam
Yorumlar (1)
    Google