Emniyet verilerine göre, 48 ilde yapılan ‘paralel devlet’ yapılanmasının finansal ayağına yönelik operasyonlarda başlangıçtan bugüne kadar gözaltına alınan şüpheli sayısı 2 bin 261 kişiyi bulmuş…
Ankara, İstanbul ve İzmir'in başı çektiği listenin içerisinde öğretmenden polise, işadamından kamu görevlisine birçok şüpheli var.
Ve yine Emniyet verilerine göre yurt genelinde düzenlenmesi beklenen paralel yapıya yönelik yeni operasyonlarla bu sayının artması bekleniyor.
Peki ya Adana?
Adana bu listenin içerisinde oldukça gerilerde.
Peki sıralamalarda bir hayli geride kalan Adana'da paralel yapı faaliyetler göstereceği bir ortam mı bulamamıştı?
Paralel yapının en cılız kaldığı bir şehir miydi burası? Yoksa bizim günlerdir yayınlarımızda ısrarla söylediğimiz gibi FETÖ Adana'da koruma altında mıydı?
Sanırım Adana'daki FETÖ gerçeğinin en somut ifadesi bu son cümlemizde gizlenmiş. Maalesef paralel yapının finans ve bürokrasi ayağına Adana'da dokunulmuyor, dokunulamıyor.
Çünkü hepsi gizli eller tarafından koruma altına alınmış durumda.
FETÖ mensuplarına dokunulamayan bir şehirde elbette yazdıklarımızdan rahatsız olan bir kesim olacaktı.
Sakın rahatsız olan bu kesimin paralel yapı mensupları olduğunu düşünmeyin.
Rahatsız olan, hatta tedirginlikleri korkuya ve telaşa dönüşmüş bu kesim maalesef iktidar sahibi AK Parti'nin Adana yapısı içerisinde.
Ülkemizde takiye ve kamuflajı en iyi beceren yapıdır paralel!
17/25 Aralık sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın mücadele etmeye başladığı Fethullahçı Terör Örgütü mensuplarının Adana'da gizleneceği en doğru adres de AK Parti olmuştur!
Türkiye'nin bir çok şehrinde de bu yaşanmış ve yaşanıyor olabilir. Ama Adana gibi olacağını düşünmüyorum.
AK Parti kamuflajıyla dolaşan paralel yapı mensubu siyasetçi, belediye başkanı, meclis üyesi, işadamı ve bürokratlar doğal yoldan 'dokunulmaz' olmuşlardır.
Bu kamuflajın en güzel yolu da "17/25 Aralık sonrası bizim FETÖ ile hiç bir bağımız kalmamıştır. Lanet olsun hepimizi kandırmışlar, Pensilvanya'daki o adam hepimizi aldatmış. İlişkilerimizi kestik, bağımızı koparttık" nakaratını tekrarlamaktır.
Zaten paralel yapının güçlü isimlerine AK Parti'nin etkili ve yetkili isimleri koruma kalkanı olmasaydı Sayın Cumhurbaşkanı "Paralel'le mücadele bizim vazgeçilmezimizdir. Bu konuda en yakınım bile olsa taviz vermem. Mücadelede bir aksaklık olursa, buna neden olanla ilgili gereğini yaparım" şeklinde bir açıklama yapmaya gerek duymazdı.
Demek ki paralelcileri koruyan AK Partili isimler her ne kadar devekuşu misali kendilerini gizlediklerini düşünse de Cumhurbaşkanlığı Sarayından hepsini görünüyor, biliniyormuş. Ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan böyle bir konuşma yapma noktasına gelmiş.
Evet Adana'da FETÖ ile mücadele gerçekten zor.
Operasyonları yapması gerekenlere de kızamıyorum artık.
Çünkü onlarda belli güçlerin baskısı altında.
***
FETÖ ve Adana başlıklı yazı dizimize başlarken ilk kaleme aldığım yazıda korkmadığımızı, korkmayacağımızı söylemiştik.
Hatta arı kovanına çomak soktuğumuzu bildiğimizi, önce Allah'a sonrada Cumhurbaşkanı'na güvendiğimizi de daha ilk gün yazımda söylemiştim.
Bizim için kumpaslar kurulacağını da.
Ama inanın her türlü kumpası bekledim de "FETÖ'nün ADANA MEDYA İMAMI RIFAT SÖYLEMEZ" gibi deli saçması bir iftiraya maruz kalacağımı hiç düşünmemiştim.
FETÖ ile mücadele ederken FETÖ'nün medya imamı olarak suçlanmak aslında ne kadar doğru bir iş yaptığımın kanıtı olsa gerek.
Şimdi size soruyorum;
Bir siyasetçi kendisine sorulan sorulardan neden rahatsız olur.
Niye korkar?
Neden uykuları kaçıp tedirgin olur?
Neden AK Parti ve medya içerisinde ki tetikçilerini harekete geçirir?
Neden..?
Ve medya kumpasını en iyi kim bilir?
Medya manşetleriyle algı yaratıp masum insanları suçlu ilan etmeyi...
Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk ve Şike davalarında bu kumpasların nasıl yapıldığına tanık olduk.
FETÖ/PDY mensupları marifetiyle gerçekleştirilen bu kumpaslarla binlerce insan mağdur edildi.
Komutanlar, bilim insanları, yazarlar, gazeteciler bu manşetlerle bir anda kendilerini zindanlarda buldular.
Tutsak edildiler yıllarca.
Gururuna yediremediği için intihar edenler, hastalanıp ölenler oldu.
Ve yine herkesin sus-pus olduğu dönemde Adana Haber Gazetesi FETÖ'nün kumpaslarına karşı bu haksızlıkların karşısında duran üç-dört gazeteden biriydi.
Bu kumpaslar öyle bir noktaya taşındı ki insani anlamda kendilerine her türlü imkanı sağlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bile kumpasların hedefine kondu.
Bu son tespit Cumhurbaşkanı Erdoğan'a aittir.
Şimdi o kumpasları kuranlar ya cezaevinde ya da firar edip ülke sınırlarından öteye kaçtılar.
FETÖ insanları hedef göstermeyi, suçlamayı, yalan ve iftiralarla kumpas kurmayı çok iyi biliyordu.
İşte hakkımda ki o iğrenç suçlamada bugün AK Parti içerisinde kendisini gizlemeye çalışan paralelcilerin ve menfaatleri için paralelcileri koruması altına alan siyasetçi ve o siyaset ağalarının medyadaki tetikçilerinin marifetidir.
Kendilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'a aklayıp masum göstermek için şahsıma yönelik iftirayı atanlar, o iftirayı üç kuruşluk çıkarı uğruna manşetine taşıyanlara elbette yargı önünde tek tek hesabını soracağım.
Peki şahsımı hedef alan o gazete neden hazırlandı?
Çünkü Adana'da paralel yapı mensuplarını koruyan-kollayanlar yayınlarımızdan çok rahatsız olan birileri var.
Ve hazırlattıkları o gazeteyle kendilerini bir şekilde ele vermiş oldular.
Bir siyasetçi kendisine sorulan sorulardan niye rahatsız olur?
Neden tedirgin olur?
Niçin korkar?
Mesela ben o gazetenin yazdıklarından hiç tedirgin olmadım, korkmadım.
Hatta kahkaharla güldüm.
Çünkü çok komik bir gazeteydi.
Bir gazeteci tarafından hazırlanmadığı her halinden her cümlesinden belliydi.
Algı yaratmak, gündemi değiştirmek ve FETÖ yayınlarımızı sulandırmak isteyenlerin suçluluk hezeyanıyla hazırladığı ve hazırlattığı hatta 5 bin gazeteyi AK Parti il binasına teslim ettirecek kadar gözleri kararmış beceriksizlerin kötü ama gerçekten çok kötü bir kumpas denemesi olarak değerlendirdim o gazeteyi.
Benim daha önce yazdığım ve asla silmediğim tweetleri koymuşlar suç delili olarak!
Panik, korku ve telaş içerisinde aldıkları talimatla ancak o kadarını bulmuşlar ve yazmışlar.
Sorulara cevap vermek yerine ancak bu kadarına izin vermiş siyasi zeka ve gazetecilik kapasiteleri.
Ben hayatımın hiç bir döneminde AK Partili olmadım.
Recep Tayyip Erdoğan hayranlığım da olmadı tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli hayranlığım olmadığı gibi.
Ahmet Hakan gibi Selahattin Demirtaş'a saz çaldırtma, türkü söyletme becerim de yok.
Ben gazeteciyim.
Gazeteciler muhalif, eleştirel, sorgulayıcı bir ruha sahip olur yalaka olamazlar.
Birini ülkesi ya da şehri için destekler, övebilir.
Ama asla kıç yalamaz.
Eleştirir, toplumun sesi olmaya çalışır.
Toplumun tepkilerine duyarsız kalamaz.
2009 yerel seçimlerinde Belediye Başkanlığını AK Parti adayı M.Ali Bilici'nin kazanmasını istedik. Bilici'ye destek verirken Adana makus talihi yenebilir diye düşündük. Bunu da o dönem Adalı ailesinin sahibi olduğu ve Ömer Çelik'e tahsis edilen ofiste en iyi kendisi bilir Ömer Bey'in.
Ama bizler kazanmasını isterken AK Partili bazı milletvekilleri ve ilçe belediye başkan adaylarının bazıları kaybetmesi için çok çaba sarfetti. Hani paralelin yurt dışı gezilerinde boy gösterenler var ya işte onlar!
İşin acı yönlerinden biri de beni FETÖ'nün Adana Medya İmamı ilan edenler ve bu yalanı gerçek gibi pazarlayanlar paralelin yurt dışı gezilerinde boy gösteren, Fetullah Hocalarına övgüler yağdıran isimlerdi.
Hayatımın hiç bir döneminde cemaatle uzaktan yakından ilgim olmadı. Atatürk sevdalısı, Cumhuriyet aşığı birinin o yapıyla nasıl bir işi olabilir ki?
Onların nasıl büyük bir tehlike olduğunu taa 1990'lı yılların ortalarında gündeme taşıyan bir gazeteciye şimdi böyle bir suçlama yapılması hezeyanlarının boyutunu gösteriyor.
90'lı yılları örnek verdim çünkü bu şehirdeki paralelciler bunu en iyi bilenlerdi.
Şükür o tarihlerde yargıda, poliste güçlü ve örgütlü olmadıkları için kumpas kurmayı becerememişlerdi.
90'lı yılların sonlarında benim de konuk olduğum bir radyo programında Ziyaeddin Yağcı, Yüksel Mert, Gül Karyaldız da vardı. O programda FETÖ tehlikesini anlatmış ve Yağcı'dan büyük tepkiler almıştım.
Şimdi bir güruh beni FETÖ'nün medya imamı ilan ediyor!
O gazeteye göre medya imamı olmuşum ya, el insaf!
Hiç bir yurt dışı gezisine katılmayan bir adamı, paralel yapı medya imamı yapar mı?
Bırakın yurt dışı gezilerine katılmayı kendilerine olan tutumumdan ötürü davet dahi almadım.
Pensilvanya'ya gitme gibi bir çabamda yoktu.
Çünkü bu yurt dışı gezileri için önce bu terör yapılanmasını kabüllenmeniz, sonra da pasaportunuz olması lazım ve benim halen pasaportum yok!
Yurt içi seyehatlerinde de bulunmadım. Ama bir anda ar damarı çatlamışlar tarafından medya imamı ilan edildim.
Peki 17/25 Aralık sonrası belediye başkanlığına oturan, meclis üyesi olan, milletvekili ve milletvekili adayı olarak parti binasında basın toplantıları düzenleyen gerçek paralelcilere niye sesi çıkmaz bu güruhun.
Niye korursunuz onları?
Ahh bu paranın gözü kör olsun!
Üç kuruşluk menfaatiniz için kurucu liderinize bile ihanet içerisindesiniz.
Neyse yazdıklarımı iyi okuyun!
Ben gazeteciyim beyler!
Gazeteci olmak için beynimi ve uzuvlarımdan sadece elimi kullanıyorum.
Başka bir organla gazetecilik yapılmayacağını anlayın artık.
Ömer Çelik yalakalığını misyon edinip, gazetecilik olarak gören zavallılar gibi de olmadım hiç.
Ömer Çelik övgüyü hak ediyorsa övdük eleştirilmesi gerektiği zaman da eleştirdik.
Ve Adana'da işadamından siyasetçisine, bürokratından sözde gazetecilerine (gazetecilerin tamamı bunu üzerine alınmasın, ben Ömer Çelik'i ilahlaştıran üç beş isme söylüyorum, zaten onlar da kendilerini biliyor) kadar herkesin önünde secdeye durduğu Ömer Çelik'e "senden korkmuyorum Ömer Çelik" diye yazdım, yazmaya da devam ediyorum.
17/25 Aralık sürecinde AK Parti Hükümetini eleştirdiğim tweetler de vardı o gazetenin sayfasında. O yazdıklarımı AK Parti'nin Adana'daki bazı yöneticileri de sosyal medya hesaplarından paylaşarak kendilerince beni hedef gösteriyor, Savcıları göreve çağırıyor.
İftiralarla hareket etmez Cumhuriyet'in Savcıları.
Ya da birilerine koruma kalkanı asla olmazlar.
O devirler mazide kaldı diyorum hala anlamıyorsunuz.
Şimdi buradan beni sorgulayan o zavallı güruha diyorum ki;
17/25 Aralık sürecinde Ömer Çelik neredeydi?
İl Başkanı Fikret Yeni ne yapıyordu?
Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik paralel yapı saldırılarına karşı kendilerini siper mi etmişlerdi?
Ağızlarından cemaat, FETÖ, paralel yapı adına ne derseniz deyin bu organize suç ve terör örgütü aleyhine ve bunlara yönelik mücedeleyle ilgili ciddi bir tepkilerini duydunuz mu, okudunuz mu?
Göstermelik bir kaç cümleyi sakın benim önüme "al işte bak" söylemiş diye çıkartmayın.
Siz önce bunları sorgulayın.
Maalesef siz hala FETÖ gerçeğini algılayamamışsınız.
Fethullah Gülen'in geçmişte gazetemizde yayınlanan cuma sohbetlerini de o sipariş gazete sayfasına koymuş ve benim paralelci olduğumun en somut delili olarak sunmuşsunuz topluma.
Zaten beyniniz FETÖ gerçeğini algılamış olsaydı bu cahilliği yapmazdınız.
O yazılar Adana'da Erden Arat'ın sahibi olduğu Toros Gazetesi dışında neredeyse tüm yerel gazeteler tarafından yayınlanmıştır.
Hatta bizim arkadaşlarımız aralarına Diyanet İşleri sayfasından alıntılar ekleyerek yayınlarken bazı gazeteler tam sayfasını iri iri kocaman puntolarla sadece bu cuma sohbetlerine ayırmıştır.
Üstelik o gazetelerin bazıları Ömer Çelik'in en yakınında yer alan isimlere aittir.
O sohbetleri niye yayınladığımızı anlatayım da belki FETÖ'nün ne denli tehlikeli olduğunu daha iyi kavramanıza yardımcı olur.
Hoş o günlerde Adana'da hepiniz birlikteytiniz Hoca Efendinizle.
Belediyeleriniz resmi binalarını, arazilerini, kültür merkezlerini, okuma salonlarını paralel yapıya teslim etmişti.
Devletin ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan trilyonlarca lirayı Kimse Yok mu Derneği ve Altın Çocuk derneğine aktarıyordu.
O tarihlerde Türkiye'de devletin her kurumu FETÖ örgütü tarafından ele geçirilmişti.
Vekillikler, Valilik, Emniyet, Yargı, Maliye, SGK…
Baskıyı bize o tarihlerde hissettirdiler.
Mesela kumpasa en güzel örneği teşkil eden ve beni hedef gösterdiğiniz böyle bir gazeteyi o tarihlerde hazırlasaydınız derdimizi anlatacağımız tek bir makam bulamazdık. Çünkü devlet kadroları FETÖ mensuplarının elindeydi.
Bugün bu terör örgütü yapılanmasıyla mücadele eden bir Cumhurbaşkanı var.
Anlayacağınız bugün zamanlamanız çok yanlış!
Erdoğan sayesinde bizlere o korkuyu yaşatanlarla mücadele eden bir devlet anlayışı hakim artık.
Bu da o biat ettiğiniz Ömer Çelik sayesinde değil tüm kumpaslara rağmen mücadelesinden taviz vermeyen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı ve net duruşu sayesinde oluyor.
Sizler Ömer'de kalmışsınız hala!
Sizler Atatürk sevdalısı cumhuriyet aşığı bizler gibi ülkemiz için hayati önem taşıyan FETÖ ile mücadeleyi idrak edemezsiniz elbette.
Bunu beklemiyorum zaten.
Fethullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanmasına yönelik Cumhurbaşkanlık Sarayı ve Başbakanlıktan yürütülen bu mücadele ülkemizin 2. Kurtuluş Savaşıdır.
Ömrü bu yapının içerisinde geçenler ve FETÖ ile mücadeleyi bir rant aracı olarak görenler Cumhurbaşkanı Erdoğan öncülüğünde yürütülen bu kurtuluş savaşının anlamını elbette kavrayamazlar.
Hele ki "noter tasdikli" paralelciler hiç ama hiç anlayamazlar.
O gazetenin şahsıma yönelik iftiralarının bedelini başta da dediğim gibi yargı önünde ödeteceğim.
Çünkü burada bireysel değil toplu halde işlenmiş bir suçtan söz ediyorum.
İftira ve hakaret o 5 bin gazeteyi bastırtanlar, basanlar, dağıtanlar, sosyal medyada paylaşanlar, internet sitelerinde haber yapanlar ve en önemlisi FETÖ ve Adana başlıklı yazı dizimizde FETÖ ile ilgili kime soru sorduysam herkes bu çirkin ORGANİZE SUÇUN sorumlusudur.
Ve yargıda hesabını verecekler.
Son bir not daha düşeyim tarihe;
Herkes şunu iyi bilsin ki Adana'da FETÖ kamuflajını söküp atmak, koruma kalkanı ile korunanları açığa çıkartmak için yaptığımız bu yayınlardan rahatsız olan özellikle AK Parti içerisinde ki kriptolar için zor ve kötü bir süreç başlayacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan FETÖ'ye yönelik bu operasyonlara engel olan en yakınımda bile olsa yakarım diyordu ya.
Sanırım Sayın Cumhurbaşkanı Adana'da gerçek anlamda FETÖ'nün finans kaynaklarına ve devlet kademesinde gizlenen bürokratlarına yönelik bir türlü yapılamayan operasyonların neden sekteye uğradığını şahsımı hedef alan gazeteyi ve sosyal hesaplardaki paylaşımları gördüğünde şimdi çok daha iyi anlamıştır.
Belli mi olur Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her an Adana'ya gelebilir.
Düşünsenize Erdoğan bu hafta içerisinde "hadi Adana'ya gidiyoruz" derse ve bu şehre geldiğinde "paralel yapıya yönelik neler yaptınız" diye sorarsa ne anlatacaksınız.
Şundan emin olun ki bu operasyonları engelleyenlerin hepsinin ama hepsinin yanacağı kesin.











