Tahir ÖZGÜR
“A oğul Devlet diyor ki, “Haydi artık burada oturmayacaksınız. Evinizi yurdunuzu bırakın buradan gidin artık.Siz giderseniz terör bitecek” Biz de hazırlık yapıyoruz. Gideceğiz artık. Nereye gideceğiz bilmiyoruz. Hem biz taşınınca düzelecek mi ki bu ”
Kaç yılı tam hatırlamıyorum. Sanırım1989 yılıydı…
Günaydın Gazetesi’ndeyim…
O zaman şimdi ki gibi masa başı haberciliği yok.
Muhabir arkadaşım, şu an da Sabah Gazetesi İstihbarat Şefi Temel Eren ile birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da haber peşinde koşturuyoruz.
Nerede sabah orda akşam halkla konuşuyor, fotoğraf çekiyor, röportajlar yapıyor ve akşam olunca da haberleri gazeteye gönderiyoruz.
Yolumuz Nurhak Dağları’na düştü.
O zamanlar Elbistan’da Günaydın Gazetesi’nin yerel muhabiri olan Hasan Hüseyin Türk ile birlikte Nurhak Dağları’na doğru yola çıktık.
Kar kıyamet. Hiç unutmuyorum Ocak ayıydı. Kardan yollar kapanmıştı.
Nurhak merkezine kadar araç ile gittik sonra köylere gitmek için yaya yollara koyulduk…
Köylere ulaşıp röportajlar yapacağız. Sonunda küçük bir mezraya vardık. İki ev var duman tüten… Birinin kapısını çaldık.
İhtiyar yaşlı bir amca açtı kapıyı.
Soğuktan yüzlerimiz kıpkırmızı, kaşlarımız bile buz tutmuş.
Hemen kapıyı ardına kadar açtı.
“Hadi girin hele” dedi.
Girdik, gürül gürül yanan odun sobasının yanına iliştik.
İliğimize kadar ısındık.
Adını yanlış hatırlamıyorsam Aziz’di.
Aziz Dede bize çay ikram etti, bir çıkın içerisinden yufka ekmek çıkardı, yoğurt getirdi sobanın başında bir güzel bunları yedikten sonra meramımızı anlattık.
Aziz Dede, “A oğul ne diyeyim ki. Bak Devlet bize diyor ki artık burada oturmayacaksın. Gideceksin buralardan. Teröristlere yardım ediyormuşuz. Devlet öyle diyor. Evimizi barkımızı bırakıp gidecekmişiz. Çaresiz gideceğiz. Bak yukarılardaki mezralardan hiç bir tanesinde artık insan yaşamıyor. Sıra bizde. En son biz kaldık. Bizde bugün yarın gideceğiz. Çünkü hergün gelip “Boşaltın evinizi” diyorlar. Gideceğiz gitmesine de nereye gideceğiz. 9 kişiyiz kimin yanına gideceğiz. Hayvanlarımızı ne yapacağız bilmiyoruz ki. Biz gidince ne olacak sanki, bu iş bitecek mi ki?”
Aziz Dede böyle dedi…
Boşluğa bakarak…
Sonra biz, dağlara doğru tırmanmaya başladık. Aziz Dede, “Gitmeyin kimseler yok oralarda” dedi ama biz dinlemedik. Boşaltılmış evlerin fotoğrafını çekmek için Temel ve Hüseyin ile dağlara doğru tırmanmaya başladık.
Aziz Dede arkamızdan seslendi, “Sakın geç kalmayın. Hava kararmadan dönün”
Yaklaşık 2 saatlik bir tırmanıştan sonra Nurhak Dağları’nın yüksek kesimlerinde boşaltılmış, hatta yarısı yıkılmış evler gördük.
İnsanlar yurtlarını bırakıp gitmişlerdi.
Taş evleri yıkılmıştı.
İçerisinde teröristler oturmasın, barınmasın diye birileri gelip evleri yıkmıştı.
Nereye gitmişti bu insanlar, kuşaklar boyunca oturdukları yurtlarını terkederek, peki ne yapıyorlardı şimdi gittikleri yerlerde…
Fotoğraflarımızı çektik, sonra hızlı bir şekilde dönmeye başladık. Kar yağmaya başlamıştı. Ceketlerimizi kızak yaparak üzerine oturduk ve aşağıya doğru kaymaya başladık.
Döndük geriye Aziz Dede’nin yanına.
O bayramlık ceketini giydi ve bizimle fotoğraf çektirdi.
O fotoğraf yukarıdaki fotoğraftır…
Aziz Dede sonra evini yurdunu zorla bıraktı ve bir bilinmeze gitti.
Devlet öyle istemişti, “Siz göçeceksiniz, taşınacaksınız buralardan ki terör bitsin” demişti.
Bitmiş miydi?
Bitmemişdi…
Ama 30 yıl sonra Devlet’in aklına daha dahiyane bir fikir geldi.
Devlet dedi ki, “İnsanları taşıdık olmadı. Şimdi de Devlet’i taşıyalım”
Hakkari’yi taşıyalım, Şırnak’ı taşıyalım…
Devlet bu bakarsınız Diyarbakır’ı, Tunceli’yi, Van’ı da taşır konuyu kökten halleder değil mi?
Aziz Dede sormuştu, “Biz gidince ne olacak ki bu iş bitecek mi ki”
Yok Aziz Dede sen gidince, sen taşınınca olmamıştı bu iş…
Şimdi Devlet taşınıyor.
Belki olur diye…
Olur mu Aziz Dedem…











