• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 20:45
  köf1
Güle güle ustam

Sevgili Erol Erk,
Canım Ustam, biliyorum bana çok kızacaksın ama bugün senin istediğin gibi olamadım,
beceremedim,
yazamadım…
Oysa bugün bilgisayarın başına geçtiğimde günlerdir anonsunu verdiğimiz Çukurova Üniversitesi'ndeki yolsuzlukları, vurgun ve talan karışımı yağma düzenini anlatacaktım.
Bir bilim merkezinin nasıl şaibe yuvasına dönüştüğünü belgeleriyle manşetimize taşıyacaktım.
Ama olmadı…
Yazamadım Ustam.
Seni son yolculuğuna uğurladıktan sonra bilgisayarın klavyelerine yolsuzluk haberi için dokunamadı parmaklarım.
Sen ki bu kentte nice skandal-yolsuzluk dosyasını cesurca manşetlere taşıyan bir kalemdin Ustam.
Senin yanında öğrendim hırsızları asla sevmemeyi.
Düşene vurmamayı,
mağdurun ve halkın yanında olmayı hep senden öğrendim Ustam.
Tüyü bitmemiş yetim hakkının ne olduğunu da daha çocuk yaşlarda senin yazılarından öğrenmiştim Sevgili Erol Erk.
Bir olayın ya da bir yolsuzluğun peşine nasıl takılacağımı, belgelere nasıl ve nerelerden ulaşacağımı da sen öğrettin bana Usta be…
Hep dediğin yolda yürüdüm Usta
Düşene hiç vurmadım
Soyguncuyu, kan emici talancıyı ise hiç affetmedim Usta.
Sen bana yolsuzlukların üzerine giderken, hırsızlarla mücadele ederken hiç korkma derdin.
Hırsızların korkak olduğunu da sen bana öğrettin Ustam.
Nice devle savaştım.
Dokunulmaz denilen nice adama dokundum
Kalemimle, yıkılmaz denilen nice kaleyi yerle bir ettim.
Hiç korkmadım Usta.
Çünkü sen bana hırsızların korkak olduğunu üstüne basa basa anlatmıştın Erol Baba…
Güçlüden ve zenginden yana olmayı hiç beceremedim.
Belki bundandır zengin olamamam.
Sahi..! Çıplak Kral'a ne kadar şık giyinmişsiniz demeyi neden öğretmedin bana Usta!
Yalakalığı, dalkavukluğu, üç kuruşa manşet atmayı öğretseydin ya da geçmişte sen de öğrenseydin bu hayatta yaşarken hiç sıkıntı çekermiydik be Ustam...
Anons verip geri çekmeyi, yanlışın üzerini süslü cümlelerle örtmeyi, hırsıza, vurguncuya metiyeler düzmeyi öğretseydin de bugün Adana'yı yönetip varlığımdan huzursuz olanlar bunca sıkıntıyı çekmeseydi olmaz mıydı? Ustam…
Erol Erk gerçekten bir gazetecilik dehasıydı.
Bazıları yani üç kağıtçılar ve bu şehrin kanını emenler sırf kendi pislikleri kamufle etmek adına O'nu farklı yorumlasalarda Erol Baba Usta Gazeteciydi.
Gerçek gazeteciydi…
Bilir misiniz gerçek gazeteciler asla ekonomik açıdan zengin olamazlar.
Lüks içinde yaşayamazlar
Hele gerçek gazeteci bir de gazete sahibi ise eyvah eyvah…
İki yakası asla bir araya gelmez.
Borçları, stresleri, sıkıntıları ve yoksullukları asla bitmez.
Erol Erk gerçek bir gazeteciydi.
Dün O'nun dedikodusunu yapan aşağılıklar bugün de benim için aynı şeyleri söylüyorlar.
Çünkü o pisliklerin ne olduğunu kim olduğunu dün Erol Erk yazıyordu bugün ise çırağı, yani ben.
Erol Erk'in çırağı olabilmenin onuruyla yazıyorum bu satırları.
Gazeteci arkadaşım Abdülkadir Kaçar, Erol Erk ile yaptığı sohbetleri kitaplaştırdı.
Kitabın adı; "Tek kişilik gazetecilik okulu; Erol Erk"
Oysa Erol Erk sadece gazetecilik değil tek kişilik bir hayat okuludur.
Aşkı
Dostluğu
Sevgiyi
Tutkuyu
Acıyı, sevinci
yokluğu ve yoksulluğu öğreten bir okulun adıdır; Erol Erk.
Zor günde uzanan dost elidir Usta,
Bu özelliğini de çalmışım Erol Baba'nın…
Çok özelliğini kaptığımı söylerdi Erol Erk
Her şeyini kapamazsınız tabi, öğrenemezsiniz.
Taklit etseniz de beceremezsiniz.
Erol Erk bizlerin onlarca sayfada anlatmaya çalıştığının fazlasını tek bir cümlede anlatan gazeteciydi.
Çok kıskanılırdı…
Zaten onun için yıpratılırdı.
Ustamla çok anılarımız var.
Erol Erk'i Erol Erk yapan en büyük özelliği başarıyı takdir etmesidir.
Bazı gazeteciler gençlerin başarısından rahatsız olur hatta kıskanırlardı.
Ustam ise tam aksi.
Çok ödülünü almışımdır,
Çok da küfürünü elbette.
Tatlı söverdi, kızar, bağırır iyi de söverdi.
Gönül almasını da bilirdi
yüreğe girmesini de.
Gönül adamıydı Erol Erk.
İşte bu satırları bir büyük Ustayı son yolculuğuna uğurladıktan sonra yazıyorum.
O bana hala kızıyordur.
"Sen niye Çukurova Üniversitesi yolsuzluk dosyasını kaleme almadın da benden söz ediyorsun evlat" diye belki de tatlı küfürlerini sıralıyordur…
Olmadı be Ustam.
Dediğini yapamadım.
Yazamadım bugün yolsuzlukları, hırsızları, vurguncu ve talancıları.
Seni yazdım Ustam.
Bende büyük emeğin var
sana ödeyemeyeceğim de büyük bir borcum.
Ben Ustamın tabutunu taşıdıktan sonra ne yazabilirdim ki
neyi anlatabilirdim ki…
Erol Erk'den daha önemli ne yazabilir ki bu yürek?
Nasıl dokunur ki klavyenin tuşlarına.
Biliyor musun Ustam, belgelere, bilgilere bakarak yazmıyorum bugün.
Yüreğimden sözcükler dökülüyor peşi sıra,
gözümdense yaşlar…
Ve hepsinin içinde Ustamla 30 senelik anılar…
Cennet mekanında rahat uyu Erol Baba,
Senin beni o cennet mekanından izleyeceğini biliyorum ama yine de sensiz geçen yıllarda neler yaptığımı geldiğimde anlatırım yanına.
Bende ki emeğin için binlerce kez teşekkür ederim Ustam.
Merak etme sen de, ben de aynıyız.
Bir dosyayı açtığımız zaman sonuç alana kadar ısrarla takipçisi oluruz.
Belge, bilgi satmak ya da olayları örtbas etme gibi bir alışkanlığımız hiç olmadı ki Erol Baba.
Çukurova Üniversitesi dosyasını bugün açamadık.
Sadece yarına öteledik.
Yazardı ya eskiden yakınını kaybeden esnafın dükkan kapısında.
İşte aynısını bugün de ben yazıyorum;
Cenazemiz dolayısıyla kapalıyız..!

NOT: Daha önce anonsunu verdiğimiz Çukurova Üniversitesi'yle ilgili dosyayı 16 Eylül 2014 Salı günü açıyoruz


468x60 Reklam
Yorumlar (1)
    Google