• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 20:11
  Adana Haber
FETÖ VE İŞBİRLİKÇİLERİNİN KAZAN-KAZAN POLİTİKASI

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın güvenlik arşivlerindeki bilgilere göre merkez üslerinden biri Gaziantep ili idi. Son yıllarda devlet içinde elde ettiği güç ile stratejik bilgilere daha kolay ulaşan örgüt yeni üs bölgesi olarak Adana'yı seçti. Adana'nın bir süredir ihmal edilmesi bölge insanını umutsuzluğa sevk etmiş, her alanda irtifa kaybeden kentte siyasetçi ve yönetici kadroları da irtifa kaybetmişti.

Kifayetsiz muhterisler kullanılmaya en elverişli tiplerdir.
Merkezi siyasetin gücünü arkasında göstermekten başka bir yeteneği olmayan son yılların en önemli siyaset belirleyicilerinin "Kazan-Kazan" politikası Adana'yı Parelel Yapı için dikensiz gül bahçesine çevirmişti.
Kentin genç ve kalabalık nüfusu, şehir rantının büyüklüğü, altyapı olanaklarının çokluğu, kitle iletişim araçlarının diğer kentlere göre daha etkin ve yaygın oluşu, yaşayanlarının gittikçe mutsuz ve hoşnutsuz hale gelmesi, hem ekonomik hem psikolojik açıdan iştah kabartıcıydı.
Şehirde etkin olmak için ön hazırlıklar yapıldı. Eğitim, iş dünyası, medya alanında stratejiler geliştirildi. Örgüt üyeleri ve sempatizanları etkin hale getirildi. Mevcut medya yapısı bilindiği için alternatifler çoğaltılmaya çalışıldı. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan kendileri ile birlikte hareket edebilecek gazeteci sayısı yeterli değildi. Hızla internet siteleri kurduruldu. Örgüt havuzunda hazırlanan derlemeler, araştırmalar, haberler üretilen (ve türetilen) gazeteciler-yazarlar üzerinden kamuoyunu sunuldu. Örgüt elemanları kamuoyunda "düşünür" "yazar-çizer" takımı olarak lanse edildi. Bu iş o kadar sistemli bir hale getirildi ki, bir süre sonra bu uydurulmuş aydın ve yazar takımı yerel televizyonlarda, gazetelerde "bilge insan" tavırları ile cemaatin o günkü politikalarına uygun propagandalar yapmaya başladılar.
Bu isimler, vali, kaymakam, emniyet müdürleri ile oturup kalkmaya, arkadaşlık yapmaya başladı.
Zaman, zaman Valilere, Belediye Başkanlarına telkinlerde bulunur pozisyonlara yükseldi.
İstedikleri tayinleri yaptırmaya, istedikleri devlet kurumuna rahatlıkla girip çıkmaya başladılar.
Resmi makam araçlarını kullandıkları bile oldu.
Emniyet İstihbaratın dinleme ve takip biriminde çalışan örgüt elemanlarınca sağlanan yasal ve yasadışı dinleme kayıtları kopyalanarak bu sözde gazeteci ve yazar takımına verildi. Yapının önünde duracak güç kalmamıştı. İstedikleri siyasetçiyi bitirebilir istedikleri işadamına istediklerini yaptırabilirlerdi. Kendilerine muhalif olanların her türlü izlenmesi, mahremiyetlerine girilmesi, uydurulmuş sahte delillerle hapsedilmesi sağlanabilirdi.
Etkili isimler örgütün polislerince takibe alınıyor, elde edilen bilgiler örgütün sivil uzantılarınca şantaj amaçlı ilgili kişiye duyurulup istekler sıralanıyor, karşı çıkanlar örgüt üyesi polislerin hazırladığı sahte delillere dayanan fezlekelerle örgüt üyesi savcılar ve hakimler tarafından hapsediliyordu. Çete vs davalarına sokulan mağdurların itirazları, ikinci duruşmaya çıkmaları, suçsuzluklarını kanıtlamaları aylar alıyordu.
Adana'da siyaset, iş ve sivil toplum dünyasında etkili olan isimlerin çoğu bu muameleye maruz kalmıştı.
Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aytaç Durak, "Benim konuşmalarımı dinleyip siyasi rakiplerime servis ediyorlar" diye kamuoyuna açıklama yapmıştı. Kamuoyuna medya yoluyla yansıyan bu açıklamar üzerine Vali İlhan Atış olayı doğrulamış, dinlemeleri sadece bir polisin yaptığını belirterek, Van'a tayin edildiğini açıklamak zorunda kalmıştı. M.A. isimli polisin Adana'dan tayin edilmesi üzerine 5 yıldızlı bir otelde aralarında kaymakam, belediye başkanı üst düzey emniyet görevlilerinin de bulunduğu 100 kişilik özel bir yemek organize edilmişti. Bazı kamu görevlileri daha sonra yemeğe neden katıldıkları sorulduğunda, "Gazeteciler davet edince gittik. Şahsı tanımayız" diye beyanat vermişlerdi.
Örgütün bu gazeteci, yazar, düşünür adı altındaki elemanlarını neden ön plana çıkardığı, bu isimlerin toplumda neden etkin hale getirildiği ve ne işlerde kullanılacakları ilk olarak o zaman anlaşılmıştı. Süreç içerisinde bu ilişkilerden birilerinin kazanç elde ettiği anlaşılınca cemaatin sözcüleri çeşitli ortamlarda, "O bizden değil bize yamanıyor" diye açıklama gereği duysalar da ortada kirli bir ittifak olduğu açıktı.
insanların önünde iki seçenek vardı.
Ya dünyadan ellerini ayaklarını çekecek varsa köylerinde, mağaralarında falan bir hayat sürecekler, ya da örgütün kurduğu yeni düzende her söyleneni yapacak ve kendi paylarını da alacaklardı. Birçok insana ikinci seçenek cazip geldi. Bazıları örgüt üyesi değildi ama düzeni devam ettirebilmek için cemaate biat etmişlerdi. Örgüt bu açılımının sayısız faydasını gördü.
maddi ve manevi olarak güçlendi, etki alanını büyüttü.
Bu açılımın kuşkusuz gözden kaçan en büyük yararı da şudur:
Örgüt üyesi olmamakla birlikte bugün hakkında soruşturma yürütülen, dava açılan isimler sayesinde örgüt kendi has adamlarını saklayabilmiştir. Bunların başına gelecek olanlar kimsenin umurunda değildir. Örgüt illegal kadrolarında olan profesyonellerini yurtdışına çıkararak korumaya almıştır.
Adana'da Ö.E., K.E.,C.T.S. bunlara örnektir. Bu isimler örgütün profesyonel elemanları olarak günü geldiğinde yeni görevlerde kullanılmak üzere geriye çekilmiştir. Sadece kullanılacak kadar gerekli olan isimlerin tutuklanması, yargılanması hatta hapsedilmesinin FETÖ için bir önemi yoktur.
Tam tersine deşifre olmamış FETÖ'cü emniyet ve adliye kadroları için yeni fırsatlar doğurmaktadır.
Örgütün özüne ve çekirdek kadrosuna zarar vermeden sadece 'kullanılıp atılacak işbirlikçiler' üzerine yoğunlaşarak bir taşla birkaç kuş vurabileceklerdir.
Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere devletin en yetkili isimleri FETÖ mücadelesinde kararlılık vurgusu yaparken Adana'da örgütün gücü ve etkinliği ile doğru orantılı bir müdahalenin görülmemesi tüm ihtimallerin detaylı olarak masaya yeniden yatırılması gerektiğini ortaya koyuyor.


468x60 Reklam
Yorumlar (1)
    Google