• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 16:45
  Adana Haber
Eyy AYM Murat Eren'in sesini duy artık Eyy AYM FETÖ kumpasıyla tutsak edilen Yüzbaşı Murat'ın özgürlüğünü ve ünüformasını geri ver artık

FETÖ'nün ne olduğunu anlatıyoruz sizlere.

Fetullahçı Terör Örgütü sadece devleti ele geçirmeye çalışan bir yapılanma değil aynı zamanda insanların özgürlüklerini ve geleceklerini çalan bir hırsızlık şebekesidir.
Kumpas uzmanı bu sahtekarlar polis ve yargı ayağındaki tetikçileri kanalıyla asker, profesör, gazeteci, aydın kısacası Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısı insanların yaşamıyla, geleceğiyle oynadılar.
Bu paralel yapının polis ve yargıdaki adamları sahte delilerle sahte davalar açtı, yüzlerce insanı masum olduklarını bildikleri halde zindanlarda tutsak etti.
Özellikle hedeflerinde Türk Silahlı Kuvvetleri vardı.
Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi deli saçması davalarla tutsak edilen onlarca komutanımız, vatan sevdalısı insanımız yaşamını yitirdi.
Adına FETÖ ya da Paral Yapı denilen bu örgütün iftiralarına dayanamayan Ali Tatar gibi değerli komutanlarımız intihar etti.
Haksızlığa tahammül edemeyen Atatürk sevdalısı nice insanın hastalanmasına, kanser illetine yakalanıp ölmesine sebep oldular.
17/25 Aralık sonrası herşey anlaşılıdı.
Bu yapının dinle, islamla ilgisi olmayan bir suç örgütü olduğunun AK Parti Hükümeti de farkına vardı.
Kendi topraklarında zindanlarda tutsak edilen yüzlerce komutanımız özgürlüğüne kavuştu.
Adına Ergenekon denilen deli saçması dava kökünden bozuldu.
Siyasiler, gazeteciler, aydınlar, bilim adamları özgürlüklerine kavuştu.
Balyoz bu kez kumpasçıların tepesine indi.
Masum insanları yalanlarla tutuklayan, hüküm veren hakim ve savcı cüppeli FETÖ militanları yurt dışına kaçtı.
O kumpasların baş aktörü polis müdürleri ve elemanları Silivri'ye tıkıldı.
Şimdi oradan adalet ve özgürlük masalı anlatıyorlar.
Kumpas dönemi bitti,
Keser döner sap döner gün gelir hesap döner misali…
Herşey normale bindi, insanlarımız özgürlüklerine kavuştu kavuşmasına da.
Bir yiğit komutan unutuldu zindanlarda.
Fetullahçıların ilk kumpasıyla mahkum edilen Yüzbaşı Murat Eren'i unuttuk!
İtirazları, dosyaları Anayasa Mahkemesi'nde.
Bugün o itirazlardan birini görüşecek AYM.
Eyy AYM özgürlüğünü istiyor Murat Yüzbaşı.
Özgürlüğünü ve üzerinden yalan ve iftiralarla çıkartılan ünüformasını.
AYM üyelerine ısrarla sormaya devam ediyoruz, edeceğizdi.
Murat Eren'i tanırmısınız?
Kim olduğunu, adalet ve hukuktan ziyade FETÖ'ye hizmet eden polis ve yargı mensuplarının kumpaslarıyla nasıl mahkum edildiğini araştırın lütfen.
Lütfen dinleyin Yüzbaşı Murat'ı.
Yüreğinizle, vicdanınızla dinleyin.
İşte o zaman bizlere gerçek adaletin bu ülkede hala var olduğunu hissettirebilirsiniz.

    
YÜZBAŞI    MURAT EREN MEKTUBUNDA BAŞINDAN GEÇENLERİ ANLATIYOR
    

 Sayın Rıfat SÖYLEMEZ

    18 Mayıs 2006 tarihli "Vatansever" rumuzlu bir ihbar maili nedeniyle 30 Mayıs 2006 tarihinde gözaltına alındım. Bu ihbar mailinden 2 - 3 ay önce sivil bir sohbet ortamında Etimesgut İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli bir emniyet amiri ile, Atatürk'e hakaret edip Fethullah Gülen'i savunması sebebiyle tartıştım. Ankara Emniyetindeki ilk gözaltı sorgum sırasında bu şahıs tam karşıma oturarak kendini hatırlattı. Askeri Savcılık ifademde, konuyla ilgili "üst düzey bir general ismi vermemi" ısrarla isterken "bir isim verdiğim takdirde hemen serbest kalabileceğim" konusunda telkinde bulundu. Sorguda yaşadığım bu olay organize bir kumpasın içinde olduğumun ilk emaresiydi.

    Takip eden soruşturma sürecinde el konulan malzemeler ile ilgili yaşadıklarım ise kumpasın adeta tesciliydi. Sonuç olarak, kamuoyunda "Balyoz", "Poyrazköy" ve "Askeri Casusluk" olarak bilinen dijital kumpas davalarının adeta provası olarak hazırlanan ve arama mahalline konulan bir CD ile ilgili "Atabeyler Davası" olarak bilinen dosyada hüküm aldım.

    Yargılama sürecinde bu CD'nin şahsıma ait olmadığına ilişkin gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik tüm taleplerim reddedildi ve bu kapsamda kendimi savunma imkanı tanınmadı. Bu arada hakkımda iddianame dahi hazırlanmadan TSK'dan ilişkim kesildi. Atılan iftiralar ve yazılan asılsız haberler yüzünden son dokuz yıldır maddi - manevi birçok sıkıntı yaşadım. Halihazırda Kartal Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda infazım devam etmektedir.

    Tüm bu süreçte bana ait hard disk ve diğer malzemeleri asla inkar etmedim. Bunlara ilişkin savunmalarımı yaptım ve hukuki sonuçlarına razı oldum. Ancak CD bana ait değildi. Aramalar sırasında el konulan tüm malzemelerde parmak izi araştırması yapılırken, bahse konu CD ve belgelerde parmak izi araştırması yapılmadı. Aramalar sırasında kamera kaydı alınmadı. Öyle ki yargılama sürecinde Askeri Mahkeme Başkanı Cemil Çelik'ten talep etmemize rağmen gizli olduğu gerekçesi ile CD'nin bana ait olmadığını ispatlayabilmem için bir kopyası dahi verilmedi. Hayatımda hiç görmediğim, elime almadığım bir CD'nin bana ait olmadığını tutanakta yer alan bir kaç fotokopi ile ispatlamaya çalıştım.

    Bu CD'nin aleyhime delil olarak kullanılabilmesi için adeta tuzak kurulmuştu. Yunus Akkaya'nın evinde yapılan aramada ele geçirildiği söylenen "broşür", bir föy dosya içerisinde Yunus Akkaya'ya gösterilerek kime ait olduğu sorulmuş, Yunus Akkaya da broşürdeki "Özel Kuvvetler" yazısını görünce "Murat Eren'e aittir" şeklinde cevap vermişti. Halbuki Yunus Akkaya, Mahkeme huzurunda da birtakım belge ve broşürün olduğu föy içindeki CD'yi görmediğini, ilk defa Mahkemede gördüğünü söylemiştir. Kurgu böylesine acımasızca uygulanmıştır.

    Bu kurgunun diğer önemli boyutu da, ele geçirildiği iddia edilen CD ve diğer dokümanlar bütün halinde değerlendirilmesi gerekirken talep etmemize rağmen hiçbir örneği veya fotokopisinin tarafımıza verilmemesidir. Gazete kağıtlarında bile parmak izi aranırken, bu belgelerde ve CD'de soruşturmanın en başında talep etmemize rağmen parmak izi araştırması yapılmamıştır. Gerçeğin ortaya çıkmaması için bu CD ve belgelerle ilgili tüm taleplerimiz reddedilmiş, belgeler soruşturmaya konu yapılmamış, örnekleri tarafıma verilmemiştir. Özellikle bu belgelerle ilgili hazırlanış tarihi itibariyle Kara Harp Okulunda talebe olmam ve bu belgelere ulaşma ihtimalimin bulunmaması sürekli göz ardı edilmiştir. Askeri Mahkeme Başkanı Cemil Çelik, her seferinde bu taleplerimizi ya duymazdan gelmiş ya da "konumuzla alakası yok" diyerek azarlar tarzda geri çevirmiştir.

    Bahse konu CD de aynı şekilde alelacele hazırlanmış, bilirkişi raporlarında birçok tarih karmaşası tespit edilmiştir. Öyle ki, CD içerisinde hazırladığım iddia edilen belgelerin hazırlanma tarihlerinin bir kısmında ya henüz Özel Kuvvetlerde görev yapmamaktayım, ya da Amerika'da veya yurtiçinde, yani birlik dışında kurstayım. Kendi bilgisayarımda, hard diskimde ve el konulan CD'lerimde bulunan belgelerin hiçbirinin "Yazan" kısmında "Murat Eren" yazmamaktadır. Bu konuda eğitimli olmama ve her türlü şifreli tedbir alma bilgi ve imkanına sahipken, sivil bir şahısa açık olarak verdiğim iddia edilen CD'nin "Yazan" kısmına  "gelin beni bulun" dercesine "Murat Eren" yazmamın hayatın olağan akışına uygun olmadığını söylememe karşın bu hususta dikkate alınmamıştır.
    Yargılama sürecinde bu CD ve belgelerin, arama yapıldığı esnada polisler tarafından konulmuş olduğunu belirttiğimde Mahkeme Başkanı Cemil Çelik, gülerek koyanları korurcasına "neden koysunlar ki?" şeklinde cevap verme ihtiyacı duymuştur.

    Askeri Mahkemenin gerekçeli kararında, CD'deki tarih karmaşası bilirkişi raporlarına istinaden kabul edilmiştir. Hatta Askeri Yargıtay 3. Daire de ilk bozma gerekçesinde tarihlerle ilgili şüphelerin giderilmesini istemiş ve ikinci bir bilirkişi raporu alınmıştır. İkinci raporda da yükleme yapılan bilgisayarın tarihleri değiştirildiği için bu tarih karmaşasının oluştuğu belirtilmiştir. Buna rağmen yine Askeri Yargıtay 3. Dairesinin gerekçeli kararında bu tarihlerin bir kısmı doğru kabul edilerek, suçun sübuta erdiğinin ikiye karşı üç oyla kabul edilmesi temyiz aşamasındaki hukuksuzluğun somut göstergesidir. Eğer bu tarihler suçun sübuta ermesi için bir gerekçe ise, bu belgelerin ya benim ya da Yunus Akkaya'nın bilgisayarında hazırlanmış olması gerekir. Benim bilgisayarımda hazırlanmadığı bilirkişi raporuyla sabittir.

    Evde arama yapan polisler, Askeri Mahkeme huzurunda tanık olarak ifade vermiş, hiçbirisi bu CD ve belgeleri hatırlamamıştır. Aramanın usulüne uygun yapılıp yapılmadığı konusunda da çelişkili cevaplar vermişlerdir.

    2006 yılının Temmuz ayında Genel Kurmay Başkanlığının önünde bir kısım gazetecilere, sözde bana ait olan "Başbakan'a suikast" kroki ve planları "sarı zarf" içerisinde dağıtılmıştır. Bu zarfı dağıtan kişinin görüntüleri kamera kayıtlarında mevcuttur. Bu tarihte medyaya da ayrıntılı bir şekilde yansıyan dağıtanın kim olduğuna dair bilgiler emniyet ile Genelkurmay arasında gidip gelmiş, nihayetinde Askeri Savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar verilmiştir.

    Askeri Mahkeme tarafından dosyanın tamamına gizlilik kararı verilirken ve bu sebepten bahsi geçen CD ve belgelerin kopyaları tarafıma verilmezken sözde dosyada yer alan kroki ve plan bilgilerinin Genelkurmay önünde gazetecilere servis edilmesine göz yumulması organizasyonun ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Zaten bu süreçten sonra "Balyoz", "Poyrazköy" ve "Askeri Casusluk" adı altında pek çok kumpas dava açılarak bu derin yapı çalışmalarına devam etmiştir.
 
    Bu süreçte kurdukları tuzaklara kamuoyunu da inandırmak için Danıştay saldırısından Başbakan'a suikast girişimine kadar hakkımda birçok iftira dolu haberlerle son dönemde paralel devlet uzantısı olarak adlandırılan unsurların medyası tarafından yıpratılmaya çalışıldım. Emniyet Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Bugün televizyonunda katıldığı bir programda hakkımda asılsız bir çok ithamda bulundu. Nazlı Ilıcak gibi yazarlar tarafından 2007 yılında canlı yayınlarda "çek - senet işi yaptığım" ve "100 bin Dolarlık arabaya bindiğim" dahi söylendi. Hâlbuki o dönemde, üstün cesaret ve feragat madalyası almak üzereyken, sicilim tam olmasına rağmen iki ay içerisinde hakkımda henüz iddianame bile hazırlanmadan disiplinsizlik gerekçesi ile Yüksek Askeri Şura Kararı sonucu TSK'den ilişkim kesilmiş, maddi ve manevi birçok sıkıntı ile baş başa kalmıştım. Paralel medyanın iftira bombardımanları ve iş dahi bulamadığım o dönemde hakkımda çıkan bu tip iftira dolu haberler sebebiyle toplumda hepten yalnız kaldım.

    2012 yılı Temmuz ayında Hürriyet Gazetesi'nde çıkan haberin ayrıntısında, tüm sıkıntımın bugünkü ismiyle Paralel Yapı ile olduğunu belirtmiştim. Bugün de maddi ve hukuki olarak bu yapının engellemeleri ile mücadele etmeye devam ediyorum.

    Sizden ricam, hukuka aykırı yargılama sürecinin tekrar ele alınması, ceza almama neden olan CD'nin uzman - tarafsız bilirkişiler tarafından incelenmesi, gerek bu CD'yi arama mahalline koyanlar, gerekse Genelkurmay Başkanlığı önünde gazetecilere sarı zarfı dağıtan kişi hakkında gerekli hukuki işlemlerin yapılmasında yardımcı olmanız ve kamuoyunun bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmasına aracılık etmenizdir.
    Saygılarımla.
                                                    Murat EREN
                                                       Müstafi Yüzbaşı
Kartal Açık Ceza İnfaz Kurumu

 


köf7
Yorumlar (1)
    Google