"Türkiye Cumhuriyeti 1934 yılına kadar verilen haklarla bu anlamda Dünya’daki ilk devletlerden birisi olmuştur." diyen Özdiş, " 1979’da BM Genel Kurul’unda kabul edilen “ Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok edilmesi Sözleşmesine” 20 Aralık 1985’te imza atan Türkiye ne yazık ki taraf olduğu bu sözleşmeye uygun davranmamaktadır. Türkiye’de kadınlara 80 yıldan fazladır seçme ve seçilme hakkına tanınmışken, “seçilme “ hakkı ne yazık ki fiili olarak kullanılamamaktadır " dedi.
AZ TEMSİL EDİLİYORLAR
"TBMM’nin halen %85 i erkek üyelerden oluşmakta, 30 Büyükşehir Belediye Başkanlıklarından sadece 3’ünde, 51 İl Belediye Başkanlıklarından sadece 1’inde kadın başkanlar oturmaktadır." diye konuşan Özdiş , şöyle devam etti ; " Halen hükümette bulunan AKP’nin geçmiş ve şimdiki dönemlerindeki bazı mensupları yaptıkları ciddiye alınmayacak açıklamalarla vicdanlarımızı yaralamışlardır. 2010 yılında dönemin Başbakanı “ Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum “ derken 2015 yılında dönemin AKP’li Başbakan Yardımcısı ve geçici hükümet sözcüsü TBMM kürsüsünde bir kadın milletvekili ile tartışmaları sırasında “ Bir kadın olarak sus” demiştir. 2012 yılında ise dönemin AKP’li Sağlık Bakanı o zamanlarda yaşanan kürtaj tartışmaları hakkında bir basın açıklaması yaparken“ Tecavüze uğrayan kadın doğursun, gerekirse devlet o çocuğa bakar “ derken yine aynı tartışmalar esnasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı “ Tecavüze uğruyorsa çocuk değil anası ölsün “ diyerek zihniyet olarak partilerinin duruşunu ortaya koymuşlardır. Siyasi zeminden ayrılıp toplum hayatına bakarsak, son 10 yılda kadına yönelik şiddet %1400 artmış, sadece 2014 yılında en az 281 kadın öldürülmüş, 109 kadın ve kız çocuğuna tecavüz edilmiş, 560 kadın yaralanmış, 140 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulunulmuştur. Bu korkunç istatistiklere bakarak, günümüz konjonktüründe kadınlarımızın bırakın siyasi yaşama katılmasını, günlük hayatlarını normal olarak yaşamaları dahi beklenemez. Bizler, siyasiler olarak kadınlarımıza 81 yıl önce verilen bu demokratik hakları, sosyal ve iş yaşamlarını düzeltmekle sorumluyuz. Hepimiz elimizi taşın altına sokmalı, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirmeye çalıştığı çağdaş, medeni ve eşit bir Türkiye yaratmak için ne gerekiyorsa yapmalıyız. "











