• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 19:00
  Adana Haber
Erol Erk...

Bizim meslekte "Doğustan gazeteci" diye bir tabir vardır. Erol Erk bu sözün ispatıydı benim için. Bizim camiada Erol Ağabey ile çok fazla anısı olan biri değilim. Çok kısa bir süre Yeni Güney Haber Gazetesi'nde çalışmış ancak neredeyse hiç karşılaşmamıştık.
Daha sonra anılarını anlattığı bir röportajda kendisinin de beni birlikte çalışırken hatırlamadığına şahit oldum.
Yıllar önceydi.
Hürriyet Gazetesi'nin Adana Bürosu'nda politika muhabiri iken Malatya Büro Şefliği için şark hizmetine(!) gönderildim. Malatya, Tunceli, Adıyaman, Elazığ ve sonradan da Diyarbakır merkez olmak üzere yaklaşık 3 yıl bölgede görev yapıp Adana'ya geri döndüm.
dönemin ASKİ Basın Danışmanı Abdurahim Haklıkul aradı, "Sen burda yokken Erol (Erk) Ağabey seni anlatmıştı bir röportajda" dedi. Gazete kupürünü bana ulaştırdı.
Birçok meslek büyüğüm ile ilgili anılarını anlatan Erol Erk, benimle ilgili şöyle konuşmuştu:
"...Bir de Hürriyet Gazetesi'nde Salim Büyükkaya diye bir çocuk vardı. Kendisi ile hiç çalışmadım. Benim talebelerim arasında değil ama dikkatimi çeken bir çocuktu. Kendisini dikkatle izliyordum. Allah bu çocuğa rahmetli Kenan Gedikoğlu'nun yeteneklerini vermiş. Muhattabını iki kelimeyle alt üst eden, boşluk bırakmayan bir tarzı vardı. Dimdik ve doğrucu bir çocuktu. Zaten bu özelliklerinden dolayı Salim'i Hürriyet'te de Adana'da da barındırmadılar..."
Şaşırmıştım, bir duayenin sıradan çömez sayılacak bir muhabiri böylesine gözleyebilmesi dikkatimi çekmişti. "Uçan kuştan haberi olur" dedikleri Erol Erk'in bu şöhreti boşuna değildi. Adana'yı zıplatan "Dedektif Salim" diye bir köşesi vardı. İsim benzerliğinden dolayı dikkatini çekmiş olabileceğimi düşündüm.
Şark dönüşü kardeşi İlhan Erk ile ziyaretine gittik. Kalabalık bir gruptuk. Erol Ağabey'in gözleri görmüyordu artık. Kapıda eşinin yardımıyla karşıladı bizi. Arka taraflardaydım.
Kapıda "Salim de geldi mi?" dedi.
"Geldim" dedim, içeriye geçtik.
Sohbet sırasında birkaç soru sordu bana. Dönemin baronlarını sayıp, "Aran nasıl?" dedi. "Dostum da değiller, düşmanım da" dediğimde "Aferin bak meseleyi çözmüşsün. Sen Adana'ya lazımsın. Tırnağın yer tutana kadar kimseye karışma" diye son nasihatını yaptı.
Şehri inanılmaz güzel tahlil ediyordu.
Evinden çıkamadığı, gözleri görmediği halde bu kadar şeyi nasıl biliyordu.
Hepsi doğru tespitlerdi.
Belli ki çok daha fazlasını biliyordu.
Boşuna Erol Erk olunmayacağının canlı ispatıydı.
Bu şehrin bir insan öğütme makinası gibi çalıştığını çözmüştü.
Erol Erk'ten sonra Adana baronlar için biraz daha dikensiz gül bahçesine döndü.
Köşe başlarına giden yollarda lümpen sosyete artıkları, sonradan görmeler fink atmaya başladı.
Bir zamanlar Ahmet Remzi Yüreğir,  Çoban Yurtçu, Erol Erk, Kenan Gedikoğlu, İskender Ayvalık gibi isimlerin yön verdiği Adana basını şimdi türedi devşirmeler, kolpacı, yalak, haramzade tetikçisi gazete temsilcileriyle anılıyor.
Yerlerini doldurmak mümkün değil ama ben şehri Erol Erk gibi gözlemeye çalışıyorum.
Usta'nın kalemini yere düşürmemek ise hiç tartışmasız talebesi Rıfat Söylemez'e düşer...


468x60 Reklam
Yorumlar (1)
    Google