Dün benim doğum günümdü…
Yarım asırlık ömrüme bir yeni yaş daha ekledim.
Aslında hiç büyümüyor insan, dün nasılsa bugünde aynen devam ediyor hayatına.
50 yıllık ömrümün çok büyük bir bölümünü gazeteci olarak yaşadım.
Gazeteci olmak ve gazeteci gibi yaşamak gerçekten çok keyifli bir duygu.
Parayla pulla ölçülemeyen tarifsiz mutluluklar yaşatıyor insana.
Kimseye "eyvallah" etmeden yaşamak gibi mesela.
Mesela, bir çok insanın kısa yoldan köşe dönme veya üç kuruşluk avanta uğruna önlerinde kırk takla atıp biat ettikleri rantçı, talancı ve vurguncu sözde belediye başkanı, rektör, bürokrat ya da adına son dönemlerde yatırımcı denilen üç kağıtçıların dedikodudan uzak belgeleriyle pisliklerini kaleme aldığınızda karşınıza gelip de ezilip, büzülüp küçüldüklerini görmek var ya, işte o an, bu mesleğin en onurlu en keyifli anını yaşatıyor size.
Bir çok insan para uğruna onların karşısında küçülüyor onlar da bizlerin yani gerçek gazetecilerin.
Yarım asırı geride bıraktığım ömrümün büyük bir bölümü hep bu tür olayları yaşamakla geçti.
Yolsuzluklar, vurgun ve talanları yazdım yıllar boyu.
En önemlisi de haksızlığa uğrayan insanları.
Güçlüden yana olmadım hiç bir zaman,
hep haklının ve mazlumun yanında oldum.
Atatürk sevdamdan hiç vazgeçmedim,
hırsızı-arsızı elbette vurguncuyu hiç sevmedim.
Onlar vurgun yaptı zengin oldu,
ben vurgunlarını yazdım her daim dik durdum.
Bir gazeteci için öyle bereketli bir şehir ki bu güzel Adana.
Ne hırsızı bitiyor, ne vurguncusu.
Ne belediyelerinde değişen bir şey oluyor ne üniversitelerinde yolsuzluk bitiyor.
Eskileri uğurlarken yenileri geliyor.
Üstelik gideni aratırcasına!
Kamu malını, belediye kaynaklarını, üniversite imkanlarını eşe dosta yandaşlara peşkeş çektiren talancı zihniyeti ibretle izliyor, sonuçta bir gazetecinin yapması gerektiğini yapıyor ve yazıyorum.
Adana çok kirli bir şehir!
Üstelik dünden daha da kirli…
Bu tespiti ben yapmıyorum, doğum günümde bana gönderilen hediyelerden anlıyorum.
Benim gibi bir gazeteciye doğum gününde gönderilecek en değerli hediyenin ne olduğunu söylememe gerek yok!
Elbette ömrünü araştırmacı gazeteciliğe adamış bir insana gönderilecek en güzel hediye yolsuzluk ve vurgun belgeleridir.
Bir de ısrarla yazdığın ve takip ettiğin konuların yargı tarafından kabul görmesi ve talancı, rüşvetçi ve vurguncuların sanık olarak adalet karşısında hesap verdiği davaları görmektir.
Bu doğum günümde ikisini birden yaşadım.
2010 yılından beri her türlü yolsuzluk, vurgun ve kıyak rezaletlerini belgeleriyle kaleme aldığım Çukurova Üniversitesi ile ilgili yayınlarımızın birinci aşaması yani Alper Akınoğlu'nun Rektörlük yaptığı dönemle ilgili yargı süreci başladı.
2012'nin Haziran ayından bu yana iddianamesi tamamlanamayan Çukurova Üniversitesi'ne yönelik BÜYÜK YOLSUZLUK OPERASYONUNDA yıllar sonra nihayet dava açıldı.
Dönemin Rektörü Alper Akınoğlu, Mahmut Ergin, Suat Sarı ve ünlü müteahhit Hasan Akan ile birlikte, profesörler, doçentler, yardımcı doçentler, bürokratlar ve müteahhitlerin yer aldığı toplam 41 isim RÜŞVET ALMAK VE VERMEK, EDİMİN İFASINA FESAT KARIŞTIRMAK, İHALEYE FESAT KARIŞTIRMAK SUÇUNU İŞLEDİKLERİ İDDİASIYLA ADANA 6. AĞIR CEZA MAHKEMESİ'nde açılan davada SANIK oldular.
İşte bu aldığım en güzel doğum günü hediyesi;
Davanın açılış tarihi 19 Aralık 2014.
Benim doğum günüm ise 21 Aralık.
Söyleyin bana bundan daha güzel nasıl bir doğum günü hediyesi gelebilir ki benim gibi insana.
Biz Çukurova Üniversitesi'ndeki yolsuzlukları yazarken medyanın büyük bir bölümü dönemin rektörü ve zihniyetine yalakalık yarışına girmişlerdi.
Ama gazetecilik bambaşka bir meslek.
Gündeme getirdiğiniz bir konuyu ısrarla takip ediyor ve dik durmayı başarabiliyorsanız mutlak ödülünü de alıyorsunuz.
Adalı Ailesi'nin sahibi olduğu Sheraton Oteli'nin halka açık 15 bin 500 metre karelik yeşil alan talanına da mahkeme kararıyla "dur" dedirten yine bizim gazeteciliğimiz oldu.
Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü her ne kadar bu yeşil alan talanına kılıf arasada kesinleşmiş mahkeme kararını uygulamadığı için elbet bir gün O'da yargı karşısında hesap verecektir.
Konu Hüseyin Sözlü'den açılınca doğum günümde beni çok mutlu eden hediyeler arasında ASKİ ve Büyükşehir Belediyesi antetli bir çok belgenin yer aldığı dosyadan söz etmeliyim.
Belgeleri incelereken aklıma Sözlü Başkan'ın seçim öncesi kullandığı o slogan geldi; bir şey değişecek her şey değişecek!
Ben Sözlü'nün bu meşhur sloganını Adana ve Adanalılar için zannediyordum.
Yanılmışım!
Şimdi bu cümleyi kullandığım için Hüseyin Sözlü Başkan geçmişte kendisini eleştiren diğer gazetecilere ve gazetelere yaptığı gibi yine kızıp öfkelenecek; sosyal medyada ki yüzbinlerce takipçisinden bahsedecek, gazetemizi tirajıyla küçümseyecek hemen ardından da rantçı, şantajcı suçlamasını yaparak, eski düzenin yani avanta kazanma döneminin bittiğini söyleyecektir.
Bir de karnımızdan konuşmamamız gerektiğini!
Yani bağırarak gerçekleri gizleyeceğini düşünerek beyhude bir çaba içerisine girip, kendisini eleştiren bizler hakkında kendince algı oluşturmaya çalışacaktır.
Şükürler olsun Sözlü Başkanla hiç görüşmedik.
Kendisinden hiç bir talebimiz olmadı.
Adana'ya yapacağı hizmetler dışında hiç bir beklentimiz de yok, olamaz da.
Adana Haber Gazetesi bu şehrin YOLSUZLUK ANSİKLOPEDİSİ'dir…
İnsanlar gerçeklerin manşetlere taşınacağı tek gazete olarak gördükleri için yolsuzluk belgelerini Adana Haber Gazetesi'ne gönderirler.
Biz de yazarız…
Tirajını kümüsedikleri bu gazetenin yazdıkları yaygın medyada yerini bulur, yargının ve polisin dikkatini çeker.
Sonra mı?
Düne kadar bazı yolsuzluk dosyaları emniyet ve yargı tarafından yok hükmünde sayılıyordu.
Çünkü o yolsuzluğa bulaşanlar sırtlarını bugün Hükümet tarafından PARALEL olarak adlandırılan cemaate dayamışlardı.
Kamunun imkanlarıyla yapılan büyük bağışlar, cemaat içerisindeki bazı etkili isimlerin işaret ettiği şirketlere verilen ihaleler, peşkeş çekilen kamu arazileri, yargı ve emniyetin özellikle KOM ve İstihbarat briminde görevli polislerin eş, çocuk, kardeş ve yakınlarına yüksek maaşlı iş imkanlarıyla yolsuzluk ve vurgun dosyaları maalesef örtbas edilmiştir.
Şimdi Adana Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis müdürleri ve polisler ile Adana Adliyesi'nde görevli hakim ve savcılar olaylara cemaat gözlüğüyle değil kamunun haklarını ön planda tutarak kanun maddeleriyle bakıyorlar.
İşte bu nedenle Çukurova Üniversitesi'yle ilgili 2 yıldır bitirilemeyen(!) yolsuzluk ve rüşvet iddianamesi bir çırpıda tamamlanarak ilgili mahkeme tarafından kabül edilmiş ve dava açılmıştır.
Alper Akınoğlu dönemiyle ilgili dava açılırken elbette aynı alışkanlıkların devam ettiği Çukurova Üniversitesi'nde Mustafa Kibar dönemi de tıpkı yerel yönetimler gibi polis müdürlerinin ve yargının dikkatinden kaçmayacaktır.
Anlayın artık, dün dün de kaldı.
Suça ve suçluya itibar dönemi bitti.
Vurgun, talan ve rantı alışkanlık haline getirip kamu imkanlarını, tüyü bitmemiş yetim hakkını eşe-dosta ve yandaşlara peşkeş çekenler ve burdan beslenip zengin olanlar, artık sizi koruyup kollayacak bir güç yok bu şehirde.
Haberiniz olsun; suça ceza dönemi başladı…
Bu da doğum günümden benden size bir hediye olsun!
Doğum günümü kutlayan herkese çok çok teşekkür ederim.
Beni en zor anlarımda yalnız bırakmayan, hırsıza ve vurguncuya karşı dimdik ayakta kalmamı sağlayan sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen can dostlarıma, aileme ve beni dünyaya getiren anacığıma, babacığıma teşekkür ediyorum.
Onlara ve sizlere layık olabildiysem ne mutlu bana.
İyi ki doğmuşum,
İyi ki varsınız...











