Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal'in öncülüğünde tarihteki ilk ve en önemli anti emperyalist mücadelenin kazanılmasıyla kurulmuştur.
Büyük bir cesaret ve ileri görüşlülükle, halifelik, padişahlık beklentilerine rağmen Cumhuriyet ilan edilmiştir.
Medeni kanun ile kadın ve çocukların güvenceye kavuşturulması, seçme ve seçilme hakkı ile kadınların ikinci sınıf vatandaşlıktan kurtarılması bugünkü birçok çağdaş ülkeden daha önce elde edilen kazanımlardır.
Ekonomik, sosyal, kültürel alandaki kazanımları gününün koşulları ile anlamak elbette daha anlamlıdır.
O yıllarda Mustafa Kemal'in önerdiği modeli önemsemeyen Afganistan bugün hala çalkantılar, işgaller, savaşlar, bağnazlık ve sefaletle boğuşmaktadır.
Kurucu kadrolar döneminin sona ermesinin ardından göreve gelenler çekilen çileleri, alınan mesafeyi unutup, karşı devrimcilerin atağına direnemedi ve ülke bugünlere geldi.
Kuşkusuz, toplumun önemli bir kesiminin kazanımları ile bir problemi yoktu.
Bugün de büyük çoğunluğun Cumhuriyet ile bir problemi yoktur.
Kurucu irade ve kadronun bugünleri görerek getirdikleri haklar belli kesimlerde bir rehavete yol açmıştır.
Feodal ilişkilerin sonlandırılmamasından kaynaklanan gerici akımlar, kendi çıkarlarını ülkenin çıkarlarının üzerinde gören işbirlikçiler ve küresel emperyalizmin bölgedeki planlarının örtüşmesiyle oluşan tehditlere karşı toplumsal duyarlılık yeterince sağlanamamıştır.
Bugün yaşadığımız sıkıntılar, tehlikenin büyüklüğünü fark edemediğimiz içindir.
Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanan önemli bir kesim tehlikenin sadece yaşam biçimine dönük olduğunu sanıp, gerektiğinde ordunun buna izin vermeyeceğine inanarak avunmuştur.
Bugün gelinen noktada ülkenin tüm kazanımları ile büyük tehdit altında olduğu, bütün kaynaklarının adeta talan edildiği, her türlü küresel oyunun parçası, maşaşı gibi kullanıldığı ortadadır.
Hukuk ve adalet kavramları tek kişinin iki dudağı arasına hapsedilmiştir.
Kimsenin can ve mal güvenliği yoktur.
Kimse bu gidişatın hayırla sonuçlanacağına inanmıyor.
Toplum bir bütün olarak gevşemenin başına neler getireceğini gördü, görüyor.
Yerden yere vurulan Cumhuriyet ve demokrasinin kıymeti anlaşılıyor.
Ülkemiz bu süreçte büyük kayıplar yaşadı.
Toplumun içine nifak tohumları ekildi.
Herkes birbirine düşman hale getirildi.
Birçok kesim bugünlerin kilometre taşlarının örülmesine hizmet etti.
Ancak bu yaşananlar bir uyanışa da hizmet etti.
Bazı değerlerin kıymetini kaybedince anlıyoruz.
Bıçak kemiğe dayanmadan uyanamıyoruz.
Cumhuripyetin 92. yılında bu uyanışın işaret fişeklerini görüyoruz.
Bütün umudunu seçim sonucuna bağlayanlardan olmayın.
Bizi karanlıktan kurtaracak olan herhangi bir seçim sonucu değil, kurtuluş ve kuruluş ruhunu yakalamaktır.
Kurtuluş savaşını kazanan; komutanlar, askerler, cephaneler değildir.
Kurtuluş savaşını kazanan; En karanlık günde bile "Geldikleri Gibi Giderler" diyebilen iradedir.











