• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 18:32
  Adana Haber
Canlı bomba yatak odasında Günlük hayatımızı neredeyse teröre göre planlar olduk. Olası patlamalara karşı güzergah belirlemeye, kalabalık yerlerden kaçmaya başladık. Öyle ki bu tedirginliğin getirdiği stres ve kaygı yatak odasına kadar girdi.

Aile ve Evlilik terapisti Cinsel Terapist Taner Canatar, “Bunca yoğun endişe, kaygı ve korkunun yaşandığı dönemlerde başta cinsel isteksizlik olmak üzere bir çok cinsel işlev bozukluğunun geçici olarak ortaya çıkması anormal bir durum olarak değerlendirilmemeli. Yalnız bu geçici sorunlara gereğinden fazla anlam yükleyip, sürekli kafaya takarsa insanlarda sorun kalıcı hale gelebilir ki bu durumda da bir uzman desteği şart olur” diyor.

RÖPORTAJ: MURAT YILDIRIM
Terör ve bombalama olayları hayatımızın her yönünü etkiledi şüphesiz. Peki bu tür olaylar cinsel yaşamı etkiler mi ya da nasıl etkiler?
Ölümlerin kol gezdiği bir ülkede yaşamanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyor, bol bol gözyaşı döküyoruz. 17 yaşındaki oğlumun dediği gibi ‘ölmemek için yaşamıyoruz’ adeta. Ama yaşamda umutsuzluk yoktur, umutsuzluğun pençesine düşen insanlar vardır.  
İnsanın yaşadığı diğer duygusal tepkiler gibi korku da temel heyecanlardan biridir ve bir yandan biyolojik, öte yandan da duygusal alanda yer alır. Korku, her canlının doğumundan ölümüne kadar süren yolculuğunun her anında var olan doğal bir duygudur. Ancak insanoğlunun varoluşundan günümüze, sürekli kaçmaya çalıştığı temel duygulardan biridir de aynı zamanda. Korkular genellikle bireysel kaynaklıdır ama bazı korkular yaşadığımız toplumsal yapıyla bağlantılıdır. Özellikle, ölüm, kaos ve felaket korkusu bu korkulardan biridir. Korkular bizi mahkum eder ama umudumuz bizi özgür bırakır.
Bu bağlamda cinselliği hayatın olağan akışından soyutlayamayız. En önemli cinsel organımızın ‘BEYİN’ olduğu gerçeği göz önüne alınacak olursa, bunca yoğun endişe, kaygı ve korkunun yaşandığı dönemlerde başta cinsel isteksizlik olmak üzere bir çok cinsel işlev bozukluğunun geçici olarak ortaya çıkması anormal bir durum olarak değerlendirilmemeli. Yalnız bu geçici sorunlara gereğinden fazla anlam yükleyip, sürekli kafaya takarsa insanlar, kalıcı hale gelebilir ki bu durumda da bir uzman desteği şart olur.
Özetle terör eylemleri gülüşümüzü bombalarla patlatsa da, umudumuza işleyemesin, geleceğimiz umutlarla dolsun.
 

Ülkede bu kadar problem varken cinsel istek duyan bir kişi suçluluk duygusuna kapılabilir mi?
Cinsellik, insan yaşamının doğal, normal ve vazgeçilemez bir parçasıdır.Cinsel ihtiyaç da yemek yemek, su içmek gibi olağan, normal ve olması gereken bir durum. Cinselliği yaşayarak insanlar keyifli ve mutlu olabilirler. Ama toplumumuzda cinsellik hiçe sayılıyor, çok basite indirgeniyor. Cinsel eğitim eksikliği nedeniyle bilgisizliğin ve mitlerin (hurafe)  sonucunda ise terör, ekonomi gibi onlarca sorun boy gösteriyor.
Burada özellikle vurgulamak istiyorum ki cinsel dürtülerimiz doğuştan var olmakla birlikte, cinselliğe ilişkin düşüncelerimizi ve tutumumuzu içinde yaşadığımız toplumun değer yargıları ve kişisel yaşantılarımız belirliyor. Cinsel davranışlarımız da bu temel üzerinde öğrenilerek gelişir. En sık görülen tıbbi sorunlardan olan cinsel işlev bozukluklarının birçoğu  bilgisizlikten, korku, endişe, güvensizlik, kaygı ve önyargıların yarattığı gereksiz baskılardan kaynaklanmaktadır. Sorunlu cinsellik, hem kişiyi ve ilişkilerini yıpratmakta hem de kişilerin toplumdaki görevlerini  aksatmalarından dolayı toplumu olumsuz etkilemektedir.
HemTERAPİDER hem de CİSED olarak ısrarla vurguladığımız gibi cinsel problemler,psikolojik sorunlara ve teröre zemin hazırlamaktadır.Bugün Türkiye'de yaşanan terör ve şiddet olaylarının temelinde yatan ana nedenler arasında cinselliğin rolü kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Cinsel anlamda tam olan, cinsel kimliği oturmuş bir insanın, sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayatı olan herhangi bir toplumun, terörle ya da şiddet olaylarıyla  işi olmaz. Bunun yanında psikolojik sorunlar ve toplumsal olaylar da daha az yaşanacaktır. Bu nedenle bırakın suçluluk duymayı, cinsellik konusunda gerek toplumun, gerekse de devletin gerekli ilgi ve duyarlılığı göstermesi gerekmektedir.

Evden çıkmaya korkar olduk, yetkililer çıkın diyor, vatandaş çıkmaya korkuyor. Dışarı çıkmak korkmamak teröre karşı bir duruş mudur, yoksa bu tür olaylar sonrasında insanların korkudan dışarı çıkmamaları daha sağlıklı bir durum mudur?
Toplumumuzda bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkileyen olayların sayısı ve şiddeti gün geçtikçe artmaktadır. Bu nedenle son zamanlarda önemle üzerinde durulan bir kavramda ‘psikolojik sağlamlık’ kavramı. Psikolojik sağlamlık, çok zor koşullara karşın kişinin, bu olumsuz koşulların üstesinden başarıyla gelebilme ve uyum sağlayabilme yeteneği anlamına gelir.Bu konuda yapılan çalışmalarda, psikolojik sağlamlık düzeyleri yüksek bireylerin, karşılaştıkları şiddet, terör, hastalık,yoksulluk ve daha pek çok stresli yaşam olayıyla, daha başarılı bir biçimde mücadele ettikleri saptanmıştır. Bu bireylerin, aynı zamanda etkili problem çözme yeteneği ve etkili kişiler arası iletişim becerileri gibi olumlu özelliklere sahip oldukları vurgulanmıştır. Benzer olumsuz olaylar yaşayıp da başarısız olmuş bireylerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin geliştirilerek, karşılaştıkları sorunların üstesinden daha kolay gelecekleri ya da bu streslerden en az zararla kurtulabilecekleri çalışmalarla ortaya konmuştur.
Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi “Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama; ikisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız SEVMEYİ BAŞARSAK, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve KİNE BULAŞSAK, tepetaklak cehenneme düşüveririz...”
Dünyada cehennemi yaşamamanın yolu; kin, nefret ve şiddetten uzaklaşarak sevgi ve empati içinde yaşamak; farklılıkları aykırılık değil, zenginlik olarak görmek; affetmeyi ve hoşgörüyü zayıflık olarak değil, erdem olarak görmektir; dağıtarak, parçalayarak değil, toplayarak, birleştirerek var olmak, birlikten kuvvet doğurmaktır.
 

Acıların çabuk unutulması insanların terörü ya da ölümleri kanıksadığının bir göstergesi midir? Bu tehlikeli bir durum mudur?
Giderek daha çok korku toplumu olmaya başladık ve sonucunda da giderek  daha çok siniyor ve sindiriliyoruz. Vahim TERÖR saldırılarının güzel ülkemizi geriye dönüşü olmayan bir iç çatışmaya sürükleyebileceği endişesini taşıyoruz. Çünkü bir ülkede güvensizlik varsa, hoşgörü biter, oradaki dostluklar ve sevgiler sorgulanmaya başlar. Oysa hoşgörünün ve sevginin olduğu yere şiddetin gölgesi bile düşmez. Ancak TERÖR, kin ve nefret yedek oyuncudur, yürekte HOŞGÖRÜ, sevgi ve şefkat olmadığında sahaya çıkarlar.
Burada CİSED Genel Başkanı sevgili Cem Keçe’den bir alıntı yapmak istiyorum. ‘Ötekileştirme, ayırma, aşağılama, terör, toplumsal bunalımlar, kardeş kavgaları ve öfkeli tartışma ortamı, iliğimizi kemiğimizi sömüren ve bizi içten içe yiyen zararlı otlardır. Bu otların yeşermesinin sebepleri; SEVGİ EKSİKLİĞİ, KİNDARLIK, CAHİLLİK, HOŞGÖRÜSÜZLÜK, akılla öğrenmek yerine acıyla bile öğrenememe beceriksizliği, sorgulamak yerine suçlamak ve başını kuma gömmektir. Gönül bahçemizi istila eden ve tohumları yıllar önce ekilen bu tür zararlı otlardan kurtulmanın en doğru yolu ise; temiz eller hareketiyle adaleti sağlamak, sevgiyi aramak, sevgiyi yaşamak, sevgiyi uygulamaktır.’ çok da güzel ifade etmiş.
Bir de kanıksamakla korkuyu ayırt etmemiz lazım. Korku ve kaygılarımızın esiri durumundayız şu anda. Topyekün silkinmeye, birbirimize destek olmaya ihtiyacımız var. Güven duygusunu yeniden tesis etmek için çabalamalıyız.

Terörle yaşamaya alışılabilir mi?
İnsanın doğal içgüdüsü, ‘hazza koş, elemden kaç’ tır. Bu nedenle korku ve kaygının egemen olduğu şartlara uyum sağlayamayız. Ancak bastırılabilir ve sindirilebiliriz. Üstelik de neden alışmak isteyelim ki? Kurtulmak için çabalamak, üstesinden gelmek tüm ülke olarak elimizden geleni yapmak dururken neden alışalım. Bir ve birlik olma zamanı. Hacı Bektaş Veli ne de güzel ifade etmiş; “Sevgi varken nefret niye, barış varken savaş niye, kardeşlik varken didişmek niye, dostluk varken düşmanlık niye, hoşgörü varken bağnazlık niye, özgürlük varken tutsaklık niye, adalet varken haksızlık niye?”
Ayrıca bu şartlarda yaşandığı sürece aileler de ne kadar sağlıklı olabilir ki. Unutulmamalıdır ki toplumun temeli ailedir. Sağlıksız ve mutsuz aileler, sağlıksız ve mutsuz nesiller yetiştirecektir.
Sonuç olarak tüm sorularınıza ortak bir cevap olarak diyorum ki; cinsel sağlık, genel sağlık açısından toplumu en çok ilgilendiren konulardan biridir. Cinsel sağlığın bozulması sadece fiziksel sağlığın kesintiye uğraması ile sonuçlanmaz. Gerek kadın gerekse erkekte halkalar halinde ruhsal sağlığın, ardından aile sağlığının ve sosyal sağlığın da bozulması söz konusudur. Aslında cinsel sağlık, sağlıklı üremeden çok daha fazlasıdır. Bu nedenle bir yaşam dürtüsü olarak süren insan cinsel davranışını yaşam boyu güvenli kılmak bireylerin temel sorumluluklarındandır. Cinsel sağlığın korunması DSÖ ( Dünya Sağlık Örgütü) tarafından da bireysel temel bir hak olarak belirlenmiştir.
Sevgi ve sağlıcakla kalın…

 


Adana
Yorumlar (1)
    Google