• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 23 Ağustos 2016
  • 17:34
  köf1
Burası Çukurova Üniversitesi

1. Bölüm

Adana Türkiye'nin en kirli şehri dediğim zaman bana niye kızarsınız hala anlamış değilim.
Bu iki kelime yani "kirli şehir" aslında yaşadığımız Adana'nın en gerçekçi ifadesidir.
Başımızı hangi yana çevirsek bir pislik takılır gözümüze.
Soygun, talan ve vurgunun böylesine aleniyet kazandığı bir başka şehir var mı acaba?
Suça cezanın olmadığı,
yolsuzlukların sıradan ve olağan karşılandığı
ihalelerin fesatla özdeşleştiği
yeşil alanların talan edildiği
imar planlarının rant uğruna keyfe ve avantaya göre değiştirildiği,
tüm bu hokkabazlıkları çeviren şaibeli isimlerin itibar gördüğü, hatta bu kentteki devlet büyüklerinin tüyü bitmemiş yetim hakkına el uzatanlar karşısında düğme ilikleyip biat ettiği Adana gibi bir başka şehir var mıdır acaba?
Sakın bana "ya kardeşim sen Türkiye'de ki yolsuzlukları görmüyor musun? Hangi birinin üzerine gidildi ki Adana'dakilerden hesap sorulabilsin" diye akıl vermeyin.
Herkes işe önce kendi evinin önünü temizleyerek başlamalı.
Ben Adana'da yaşıyorum bu şehirde gazetecilik yapıyorum.
Ve gözümüzün gördüğü pislikleri yani evimizin önünü temizlemeyi kendime görev edindim.
Umarım bu konuda anlaştık.
Evet uzun upuzun bir tatil döneminin sonuna geldik.
Yazlıkçılar, yaylacılar gerçek hayata dönüş yaptılar.
Elbette bizler için de bitti tatil.
Tabii sizler kavurucu yaz sıcaklarından kaçıp tatilinizi yaparken bizler Adana'da ki yolsuzluk iddialarının peşine düştük.
Boş durmadık yani!
Bu kez belediyelerden değil bir bilim yuvasından başladık.
Ve, bir zamanlar ülkemizin en saygın üniversiteleri arasında parmakla gösterilen Çukurova Üniversitesi'nin ibret verici gerçeği ortaya çıktı.
Araştırmacı gazeteciliğin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini gözler önüne seren dedikodu ve iftiradan uzak belgeleriyle bir skandallar manzumesini kaleme aldık.
Hepsi birbirinden farklı olaylardan oluşan dosyalar üst üste konunca dolu dolu bir yolsuzluk klasörü oluştu.
Onlarca yolsuzluk ve kıyak dosyasının yer aldığı klasörün tek bir adresi vardı; Çukurova Üniversitesi…
İnanın bunu yazarken keyif almıyorum.
Aslında biraz da utanıyorum.
Özellikle de bu üniversitesinin kurulmasında, büyümesinde ve var olmasında büyük emeği geçen Prof. Dr Mithat Özsan hocamdan utanıyorum.
Şu anda bu satırları yazarken, O büyük emeğe ve yoktan var ettiği bu büyük esere saygısızlık yaptığımı da düşünüyorum.
Sonra ulaştığım bilgi ve belgelere bakıyorum.
O bilim yuvasında yaşanan onca skandalın aktörlerine.
Aslında Prof. Dr. Mithat Özsan Hocam ile birlikte gece gündüz çalışıp bu eseri yani Çukurova Üniversitesi'ni saygın bir bilim merkezi haline getirenlerden utanması gerekenin bu satırları yazan ben değil bu skandallara imza atan o üniversitenin etkin ve yetkin isimleri olduğu gerçeğinin farkına varıyorum.
O vakitte üzülüyorum.
50 bine yakın gencimizi geleceğin Türkiye'sine hazırlayan bir bilim yuvası bunca pisliğe ve yolsuzluğa nasıl alet edilir? İşte bu soruların yanıtını bulacağınız bir yazı dizisi hazırladım sizlere.
Anlı şanlı bilim adamlarının ve onların atadığı insanların dev bir eğitim yuvasını nasıl yolsuzluk batağına dönüştürdüğüne ibretlik belgelerle birlikte tanık olacağız.
Özellikle eski Rektör Alper Akınoğlu döneminde Balcalı'da ki Çukurova Üniversitesi kampüsünün her köşesinde, her biriminde yaşanan pisliklerin izleri maalesef bugünde sürmektedir. Akınoğlu öyle bir çark kurmuş ki, kimse bozamıyor.
İmtiyazlı müteahhitlerin adeta iş veren yani sahibi gibi davrandığı Çukurova Üniversitesi Yapı İşleri Daire Başkanlığı eski rektör Prof. Dr Alper Akınoğlu'nun en çok iz bıraktığı kurum özelliğini maalesef bugün de koruyor.
Yaklaşık 2,5 sene önce dönemin özel yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın talimatıyla Adana Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar (KOM) polisleri tarafından yapılan operasyonun bugün hangi aşamada olduğunu öğrendiğiniz de gerçekten "vay benim memleketim" diyeceksiniz.  
Dönemin rektörü Akınoğlu KOM polisleri tarafından makamında göz altına alınmış, diğer bürokrat ve müteahhitler de yakalanarak Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanmışlardı.
Bir bürokrat tutuklanmış daha sonra serbest bırakılmıştı.
Peki o operasyonla ilgili dava bugün hangi aşamada?
İşte bunları anlatacağım sizlere.
Ülkemin vatansever komutanları, aydınları, gazetecileri ve namuslu bilim insanları sahte delil ve uyduruk gizli tanık masallarıyla tutsak edilip zindanlara atılırken tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatanlara yargımız ne yaptı ne yapıyor acaba?
Haklısınız tutsak edilen, özgürlükleri çalınan bu değerli insanlara yönelik suçlamalarla bugün yolsuzluğa ve kıyaka bulaşmış insanların suçları arasında büyük fark var!
Tutsak edilenlerin suçu Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak Cumhuriyeti savunmaktı!
Dokunulmaz olanların suçu ise soygun, talan, vurgun, kıyak yani tüyü bitmemiş yetim hakkını yemek yedirmek…
Bu ülkede Atatürkçü olmaktansa hırsız olursan inan daha itibarlı olursun(!)
Acı ama gerçek bu.
Arsızın ve hırsızların korunup kollandığı bir ülkede gazetecilik yapmak da gerçekten çok zor.
Çünkü avanta para kazanmayı alışkanlık haline getirenlerin elleri kolları bir hayli uzun oluyor.
Öyle olunca da namuslu savcıların hazırladığı dosyalar bir türlü mahkemeye ulaşmıyor.
Ulaşmıyor mu yoksa ulaştırılmıyor mu bunu da sorgulayacağız bu yazı dizimizde.
Acaba bu soruşturmalar sonuçlandırılamadığı için mi yolsuzluk çarkı dönmeye devam ediyor?
Adliye boyutu ile ilgili bu kısa hatırlatmayı yaptıktan sonra biz yine dönelim şaibe merkezine.
Yani ÇÜ'ye.
Sonuçta Çukurova Üniversitesi bir devlet kurumu.
Talan edilen, hortumlanan kamunun kaynakları.
Birilerine peşkeş çekilen bu milletin parası .
Ya da birilerini zengin eden…
Peki ya satın almalar?
Akademik kadroların dağılımı,
bilim insanlarının adının karıştığı onlarca şaibeli dosya.
Göz yumulan talanlar,
ses çıkartılmayan skandallar.
Ahbap çavuş ilişkisiyle (anne-baba-kardeş yada eş hatırıyla) dağıtılan makamlar.
Hele öyle tapeler okudum ki...
Aman Allah'ım dedirtecek cinsten..!
İmtiyazlı müteahhitlerin emir eri olan bürokratları mı ararsınız 500 lira için müteahhite yalakalık yapanları mı?
Yoksa üniversiteye eksik iş yapan ama etkili isimlerin evine fayans göndererek günahından arınan müteahhitleri mi?
Söylesenize nereden başlayayım.
Yapı İşleri'nden mi yoksa Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığından mı?
Hastaneye mi girelim yoksa Teknokent'e mi?
Bugüne kadar yüzlerce belki daha fazla yolsuzluk dosyası hazırladım, haberler yaptım, manşetler attım
Ama daha yazmaya başlamadan hepsi birbirinden farklı böylesine ilginç dosyalarla dolu bir klasörü bir arada hiç görmedim.
Peki bu dosyaları açarken neyi hedefledim?
Elbette kirlerinden arınmış temiz bir Adana hayalim var.
Bu kirli çamaşırları birileri ortaya dökmezse kimin haberi olabilir ki
Bu pislikleri yapanlar bu yanlışlara bulaşanlar dışında hiç kimsenin haberi olmadan talan düzeni sürüp gidecek, olayları bilmesi gerekenler de üç maymunu oynamayı sürdüreceklerdi.
İşte bu yazı dizisiyle üç maymun anlayışa son vermeyi hedefliyoruz.
Eski rektör Alper Akınoğlu ile mevcut rektör Mustafa Kibar'ı aynı terazide elbette tartamam. Bu haksızlık olur.
Belgeler yayınlandıkça olaylardan haberdar olan Rektör Kibar'ın da bu şaibeli isimler hakkında gerekeni yapmasını beklemek tüm kamuoyunun hakkıdır.
Bizler de kamu adına elbette takip edeceğiz.
Amacımız asla tertemiz bir kuruma leke sürmek değil, tertemiz olması gerekirken icraatlarıyla kirletenlerden hesap sormak, hesap sorulmasının yolunu açmaktır.
Dedim ya burası Çukurova Üniversitesi; bilim değil sanki şaibe merkezi.

(DEVAM EDECEK)


 


Adana
Yorumlar (1)
    Google