Yıllardır Adana'nın nasıl ranta kurban edildiğini tartışıyoruz.
Aslında cambazları seyrediyoruz.
Cambaz değişiyor ama "cambaza bak" diye bizi oyalayıp cebimizi boşaltanlar hiç değişmiyor.
Belediyelerde herkesin bildiği (ama kimsenin bilmediği!) esrarengiz bir el var.
Bu el bazen sahte encümen kararı hazırlar.
Bazen meclislerde alınmayan kararları alınmış gibi karar defterine işler.
Bazen de komisyon görüşmelerinde hiç değinilmeyen konuları görüşülmüş de karara bağlanmış gibi yazar meclisin gündemine getirir.
Hepsi iyi niyetli olsa bile meclis üyelerinin bütün bu olanları görebilme imkanı yoktur.
Sadece bir oturumda 30-40 kararın görüşüldüğü günler olmuştu.
Hatırlarsanız geçtiğimiz dönem bir seferde neredeyse 700 dosya bir günde meclisten geçirilmek istenmişti.
İmar ile ilgili kararlarda ilgili arsanın tanımı Ada, Pafta ve Parsel numaralarıyla yapılır.
Bir çoğumuz kendi evimizin, arsamızın ada ve parsel numaralarını bile bilmeyiz.
Sadece o işin sahipleri ve o işin takipçileri bilirler.
Bir de imarla yatıp, yoğunlukla kalkan profesyonel meclis üyeleri bilir.
Gündem maddesi meclis üyelerinin önüne geldiğinde birbirlerine eğilip, "Bu neresiydi?" diye soranları çok görmüşsünüzdür.
Tapu kayıtları ile güncel adreslerin eşleştirilmemesi ne yazık ki bu tartışmaları sürekli gündemde tutacak.
Gazetenin birinci sayfasında dün ve bugün okuduğunuz habere gelince...
Günübirlik tesis alanına dönüştürülen Baraj Gölü kenarındaki bir arsanın yoğunluğu bir el tarafından yükseltilmiş.
Belgenin orijinalinde ilavenin sonradan yapıldığı, kalemin ve yazı karakterinin farklı olduğu çok nek görülüyor.
O günün koşullarında (Yerel seçimlerden önceki Şubat Ayı) belli ki, mevcut irade de bu konuyu bilerek veya bilmeyerek görmezden gelmiş.
Hatırlarsanız zaten o günlerde bürokratlar da ortada kalmıştı.
Bir gün Zihni Aldırmaz'ın söylediklerini yapmak zorunda kalıyorlardı, ertesi gün Mustafa Tuncel'in, bir sonraki gün de başkasının.
Bir gün "Bunlar operasyon yiyecek" diye koşa, koşa emniyete gidip muhbirlik yapıyorlardı, ertesi gün "Abi gelirseniz beni ayrı tutun" diye AKP'nin ileri gelenlerine yaltaklanıyorlardı.
Kaderleri bazen a meclis üyesinin dudakları arasındaydı, bazen b meclis üyesinin.
Bir gün önce "olmaz da olmaz" diyen meclis üyesi bir gün sonra kendi dosyalarından birinin geçirilmesi karşılığında "çok güzel olur" demeye başlayınca bürokrat da adeta beyin travması geçiriyordu.
Gerektiğinde yargının önüne atılmak üzere evraklara uzanan o esrarengiz el aslında dönemin yöneticilerine aitti.
Büyükşehir'de sahte emcümen ve meclis kararı, Çukurova ve Seyhan'da sahte iskan ve ruhsatlar iradenin izni olmadan hayata geçirilemezdi.
Şimdi bu geleneğin son çırpınışları son uzantılarının bir oyunu dönüyor ortada.
Belediye başkanlarını da büyük bir samimiyet sınavı bekliyor.
Bakalım o esrarengiz ellerden vaz geçecebilecekler mi?











