Eren AYM’nin bireysel başvurusunu yanıtlamasını iki yıldan çok bekledi. Bu sürenin 8 ayı Askerî Yargıtay’ın kendisinden istenen hazır bir belgenin bir kopyasını çıkartıp gönderme işlemini yapmamasıyla geçti. 2015 sonbaharında, artık “dijital kumpas davalarından hapiste olan son asker” ünvanını almış olan, durumu yeni yeni kamuoyu gündemine çıkan Eren’e bir kötü haber daha geldi. AYM, başvurusunu reddetmişti! Nasıl mı?
AYM kararında önce Ceza Muhakemesi Kanunu ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin, "tüm bilgisayar kütüklerinin elkoyma anında imajı alınır" diyen maddeleri
yazılmıştı. Yönetmelikte bu imaj alma işinin "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımları hakkında da" uygulanması emrediliyordu. AYM bu yönetmelik maddesini aktarıp şöyle devam ediyordu:
"CD'lerin "çıkartılabilir donanım" olarak değerlendirilmesi mümkün görünse de bu konudaki yorumun yargı makamlarına bırakıldığı görülmektedir. Bariz bir takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadığı sürece derece mahkemelerince bahse konu kurallara getirilecek yorum adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmeyecektir."
Evet, yanlış okumadınız. Anayasa Mahkemesi, "askerî mahkeme canı isterse CD'yi 'çıkarılabilir donanım' olarak kabul etmeyebilir, bu durumda imajı alınmamış, poliste, orada burada oynanmış, değiştirilmiş olup olmadığı kanıtlanamayacak CD'lerle istediğini mahkum edebilir, bu durum mahkum edilen garibanın adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmez, ben karışmam" demişti.
Koskoca AYM’nin "CD" denen şeyin bir "çıkarılabilir donanım" olmayabileceğini, veya bilgisayar kütüğü değil de meşe kütüğü içerebileceğini düşünmesi mümkün olmadığından, bu olağanüstü yanlış karar duyulduğunda art niyet arayanlar oldu.
Bu aşamada Eren’in vekaletini alan avukat Hüseyin Ersöz, durumu gözden geçirdi. Eğer karara etki eden bir delilin veya raporun sorunlu olduğuna dair yeni bir bulgu sunulursa Askerî Yargıtay'a bir yeniden yargılama başvurusu yapılabilirdi. Sorun şu ki, Eren’in suçlandığı (ve kanuna göre daha en başta sanıklara verilmesi gereken) dijitaller onca yıldır kendisine gösterilmemişti. Ersöz dosyayı, özellikle de bilirkişi raporlarını incelemeleri için Boğaziçi Üniversitesi’nden içinde benim de olduğum bir profesörler heyetine ve adlî bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi’ye gönderdi. Bakalım neredeyse 10 yıldır süren davanın dosyasından fark edilmemiş bir şey çıkacak mıydı?
BİLGİSAYAR ADLİ EMANETTEYKEN AÇILDI VE İZ BIRAKILDI
Sahtecilik çıktı! 2009’da görevlendirilen bilirkişi Adem Aşkar’ın Eren’in mahkum edilmesinde rol oynayan raporunu hatırlıyor musunuz? Hani Eren’in bilgisayarına o ünlü CD’nin takıldığına dair bir iz bulduğunu belirtmişti ya? Buna ilişkin raporda verilen bir çizelge incelendiğinde, Eren'e ait bilgisayarın 25 Temmuz 2006’da, yani o hapiste, bilgisayarı da adlî emanette iken açıldığı, disk sürücüsüne suça konu CD ile tek bir büyük/küçük harf farkı hariç aynı isimle adlandırılmış farklı bir CD'nin takıldığı ve bu CD'nin üzerinde bulunan, suça konu dosyalarla aynı isimlere sahip iki dosyanın açılarak o izin bırakıldığı anlaşılıyordu. Bilirkişi Aşkar bu bilginin dökümünü raporuna koymuş, ama ne yazılı ne de sözlü ifadesinde bu tarih bulgusundan söz etmemişti. Dahası, aynı raporda başka bir listede de Eren’in taşınabilir diskindeki dokuz adet dosyanın adlî emanette olmaları gereken 9 Ağustos 2006 tarihinde açılarak değiştirildiği, sonraki tarihlerde de tekrar açılarak cihazda erişim kaydı bırakıldığı görülüyordu. Aşkar bunu da mahkemede söylememişti. Sonuçta Murat Eren’in lehine olan bir delil aleyhine dönüşmüştü.
Öte yandan Hüseyin Ersöz dava dosyasında tanıdık bir isme rastlamıştı. Eren tutuklandıktan sonra dijitalleri incelemek için kurulan ilk ekipteki polislerden biri Mehmet Yayla idi. Bu Mehmet Yayla sonraki yıllarda her katıldığı aramada sahte delil “bulmasıyla” nam salmış bir komiserdi. Acaba “kariyeri”ne Eren’in adlî emanette değiştirilen dijitalleriyle başlamış olabilir miydi?
“Bunca delili gören Askerî Yargıtay yeniden yargılama kararı vermiştir” diyorsanız yanılıyorsunuz. 19 Ocak 2016’da, Murat Eren’in çilesi 10. yılını doldurmaya yaklaşırken, Askerî Yargıtay 3. Dairesi yeniden yargılama başvurusunu “Bilirkişinin yanlış şey söylediğine neden inanalım, bilirkişi hakkında mahkumiyet kararı gösterirseniz ancak belki o zaman” diyen bir gerekçeyle oybirliğiyle reddetti. O zamana dek Beren’in babasından ayrı büyümesinde bir sakınca görmemişti 3. Daire. Askerî Yargıtay’ın kumpas davalarındaki enteresan performansını bilenler bu karara hiç şaşırmadıysa da imzaladığım rapora havagazı muamelesi yapılmasına ben biraz alındım açıkçası.
2016’da özgürlük bekleyişi süren Murat Eren’in suçlandığı bir dava daha açıldı. Çete üyesi olmayan ilk savcının yazdığı iddianame yüzünden Eren’e gönlünden geçen şiddette ceza veremeyen ÖYM’nin kapatılmadan önce yaptığı suç duyurusu iddianameye dönüşmüştü. Ben bu satırları yazarken son kumpas mahpusu Eren hâlâ İstanbul'da hapiste, arada Ankara’daki bu davanın duruşmalarına götürülüyor. AYM’deki başvurularının yanıtları daha önce gelmezse ailesinin başına 2018’de dönebilecek. Eğer Ankara’daki davadan da ceza alırsa, daha da sonra.
Ayıp değil mi?
(Prof.Dr Cem SAY'ın Odatv.com'da yayınlanan yazısından alınmıştır)











